22 Aralık 2009 Salı

Mahmud Derviş (2)-Şiirleri

Kimlik Belgesi

Yaz!
Ben bir Arab’ım
Ve kimlik belge numaram:
elli bin
Sekiz Çocuğum var…

Yaz!
Ben bir Arab’ım
Çalışıyorum yoldaş
işçilerle birlikte bir taşocağında
Sekiz çocuğum var
Ekmeklerini
Giysi ve kitaplarını
taşlardan çıkarıyorum
Yapmam dilencilik asla kapılarınızda…

Yaz!
Ben bir Arab’ım
Ünvansız bir adım var…

Yaz!
Ben bir Arab’ım
Çaldınız meyva bahçelerini
atalarımın
Ve kendi ektiğim toprağımızı…
Ve bırakmadınız geriye bir şey
Bu taşlardan başka…

Nefret duymam insanlara
Ne de el uzatırım
Fakat eğer çaresiz kalırsam…
Kaçının …
Kaçının
Açlığımdan
Ve öfkemden!
1964




Annem’e

Ekmeğini özledim annemin,
Kahvesini annemin,
Okşamalarını annemin,
Ve büyüdü içimde çocukluk
Her geçen gün,
Ve candan bağlıyım hayatıma, çünkü
Eğer ölürsem,
Utanacağım gözyaşlarından annemin…
1966










Hapishane

Adresim değişti.
Yemek saatlerim,
Tütün karnem değişti,
Ve giysilerimin rengi, ve yüzüm ve görünüşüm.
Ay,
Kalbim için çok değerli burada,
Ve çok daha güzel ve artık çok daha büyük…
1966









Bir Eski Aşk Üstüne Şiirler

Yıkıntılar arasında, gülümüz.
Kum üstünde, iki yüzümüz.
Yaz rüzgarları geçtiğinde ,
Kaldırırız mendillerimizi
Yavaş yavaş… yavaş yavaş…

Geçeriz yoldan,
Zincire vurulmuş,
Mahkumlar.
Hangisi? Senin elin mi ya da benimki mi,
Acıtıyor diğerini?
Bilmiyorum…
1966






Babam

Tanımamazlıktan geldi ayı
Eğildi kucaklamak için toprağı,
Yakardı…
Yağmursuz bir gökyüzü,
Ve yasakladı bana yolculuğu!...

Ve babam dedi bir gün:
“Yurdu olmayanın
Mezarı da yoktur”
… Ve yasakladı bana yolculuğu!
1966








Rita ve Tüfek

Rita ile gözlerimin arasında
bir tüfek var
Ve her kim tanıdıysa Rita’yı
Eğilir ve dalardı
O bal-renkli gözlerindeki tanrısallığa
Ve öptüm Rita’yı
Gençliğinde onun…

Ah, Rita
Aramızda bir milyon serçe ve imaj var
Ve bir çok randevu
Bir tüfekle ateş altına alınan…

Ah, Rita
Ne döndürebilirdi gözlerimi senin gözlerinden,
Bu tüfekten önce…
1967

Beyaz Laleler Düşleyen Asker

Beyaz laleler düşler, bir zeytin dalını, kadınının göğüslerini… ,
Girişmez derin akıl yürütmelere rüyası hakkında. Hissettiği ve
kokladığı gibi anlar şeyleri.
Onun için yurt, “annesinin kahvesini içmek, karanlık basınca
eve dönmektir”, dedi bana…. ,

Evden ayrılma anını anlattı bana, annesinin nasıl sessizce
ağladığını, onu cepheye sürerlerken…

Beyaz laleler… düşledim… ve yaptığımı gördüm dedi:
“Kuma yıktım onları… göğüslerinden, bellerinden…”
“Üzüntü duydun mu” diye sordum… Mahmud, dostum:
“Üzüntü, savaş alanına yaklaşmayan beyaz bir kuştur.”
… Ayrılıyor musun ülke’den? Yurd’a ne olacak? Diye
sordum, şaka ile. “Bırak tanrı aşkına” dedi. “İhtiyacım nazik bir kalp, bir kurşun değil…”
1967













Kuşlar Ölür Celile’de

…. Celile’nin kuşları,
Ve giderler, ötelerine denizlerin, aramaya
Yeni bir anlam gerçeğe…

Ve ben, bataktan kurtarırım mavi kanatları.
Rita,
Ben büyümüş mezar taşıyım kabrin.

Rita,
Ben o kişiyim teninde
Ekinlerin
Bir yurdun resmini kazıdığı…
1969





Uzak Bir Kentteki Yabancı

Ben küçükken
Ve Yakışıklıyken,
Güldü barınağım benim,
Pınarlar denizlerim.

Yaraya dönüştü gül
Ve artık susuz pınarlar.
– Çok mu değiştim ben?
– Çok değişmedim ben…
1969









Sodome’da Bir Güzel

Hiçbir şey söylemedik aşka dair …
Hiçbir şey söylemedik.

Fakat ölüyoruz her an,
Müzik ve sessizlik.

Neden öyleyse,
Soluyoruz böyle, her ikimiz de
hatıralar gibi?
1969









Mezmurlar

Severim seni, ya da sevmem seni.
Giderim, arkamda bulunmamaya elverişli adresleri bırakarak.
Beklerim geri dönenleri. Bilirler onlar
ölüm saatlerimi ve gelirler.
Sensin sevdiğim seni sevmediğimde…

Arzularım seni ya da arzulamam seni…

Arzularım dediğimde arzularım seni,
Kadın, Akdenizin kıyılarını kucağında tutan…
Asya’nın bahçelerini omuzlarında taşıyan…
Ve tüm zincirleri kalbinin dibinde saklayan Kadın…

Sona erdi göç
Kim donatacak aşkımı?
Nasıl geçti aniden bu gece?
Nasıl silikleşti,
Gözlerinde sevdiğimin?
Sona erdi göç.

Önüme geçiyor dostlarım
ve ölüyorlar aniden…
1972













İlahi

Sözcüklerim
Yeryüzü olduğu gün
Bir dost oldum buğday saplarına.
**
Sözcüklerim
gazap olduğu gün
Bir dost oldum zincirlere.
**
Sözcüklerim
taş olduğu gün
Bir dost oldum derelere.
**
Sözcüklerim
ayaklanma olduğu gün
Bir dost oldum depremlere.
**
Sözcüklerim
ekşi elma olduğu gün
Bir dost oldum iyimsere.
**
Fakat sözcüklerim
bal olduğunda
kapladı sinekler
dudaklarımı!...
1972















İlahi

Ülkemsin benim.

Bir taş değilim ben, bu yüzden
sevmem gökyüzüyle yüzyüze gelmeyi.

Ölmem yeryüzüyle hemzemin.

Fakat bir yabancıyım ben, her zaman bir yabancı.
1972









Karmil’in İnişi

… Sevdiğim ülkeleri severim.
Sevdiğim kadınları severim.
Fakat Karmil’deki sedirin tutuşan tek bir dalı
Denktir kadınların tüm kalçalarına
Ve tüm kentlere.

Sevdiğim denizleri severim.
Sevdiğim kırları severim.
Fakat Hayfa taşlarında yuva yapmış bir
tarla kuşunun üstündeki bir damla su
Denktir tüm denizlere
Ve yıkayıp temizleyebilir işleyeceğim tüm hataları.
Bırakınız gireyim yasaklanmış cennete

Ve Nazım Hikmet gibi bağırayım:
Aah… memleketim!
1973
Böyledir Onun İmajı ve İşte Aşığın İntiharı
Ve kendimi ağaçlara dönüştürmek istiyorum…
Ve kendimi siperlere dönüştürmek istiyorum…
Ve kendimi nöbetçilere dönüştürmek istiyorum…

Arzularım arzu edilebileni,
Severim aşktan önce…

Yoktur rengim.
Biçimim yok…
Yalnız ağaçlarım ben…

Kim dedi “rüzgar”?

Rüzgar biziz.
Rüzgar biziz.
Rüzgar biziz…
1975
Kum Şiiri

Kum’dur bu.
Düşüncelerin ve kadının enginliği…

Başlangıçlarım ben.
Bitişlerim ben….

Hoşça kal… Mesafeler.
Hoşça kal … Mekanlar…

Başlangıçlarım ben.
Bitişlerim ben.
1977







Toprak Şiiri

Mart ayı, İntifada yılı, toprak
Gösterdi bize kanlı sırlarını…
Ben toprağım
Ve toprak, sensin
Hatice! Kapatma kapıyı.
Dalma unutulmuşluğa…

Basit sözcüklerin çocuğuyum ben,
Haritacılığın şehidi,
Kayısının bildik çiçeği…
Geri verin bana ellerimi,

Onarın benim kimliğimi!
Tanığıyım ben katliamın, ,
Haritacılığın şehidi,
Basit sözcüklerin çocuğu…
1977


Ahmed Al-Za’tar

Ahmed için, iki kelebek arasında unutulmuş
Bulutlar gittiler ve evsiz bıraktılar beni…

Yalnızdım
Tekrar yalnız… Ve Ahmed
Denizin sürgünüydü iki kurşun arasında…

Her şeyde karşıtını buldu Ahmed
Soruyordu yirmi yıldır.
Dolaşıp duruyordu yirmi yıldır…

Ben Arap Ahmed’im dedi
Ben kurşunlarım, portakallarım ve ben hafızayım dedi.
1977


Raşid Hüseyin’e

Beşinci Bulvar (Fifth Avenue) üstünde selamladı beni
ve ağlamaya başladı.
Yaslandı bir cam duvara
… Söğütsüzdür NewYork .
Ağlattı beni ve döndü kendi nehirlerine su.
Birlikte kahve içtik ve aceleyle gittik kendi yollarımıza.

Yirmi yıldan beri kırkında biliyorum onu.
Deniz kıyıları ilahileri gibi uzun boylu ve hüzünlü.
Şaraba daldırılmış bir kılıç gibi gelir,
ve bir dua bitimi gibi ayrılırdı.
Hristo’da şiirlerini okurdu…

Filistin’in derin kaburgasından gelen köylülerin oğlu…

Kahvelerde sade ve hoş konuşan.
Sözcükleri en sade olanlardı.
Kolay, su gibi,
ve sade yoksulun akşam yemeği gibi.

Sevmedi hiç okulu
fakat sevdi şiiri ve nesri
Belki de ovalar onun nesri,
ve buğday da şiiriydi…
1977











Uyuyan Bahçe

… Uyudu Rita… uyudu ve rüyalarını düşlüyor.
Öpücüğü’nü alacaktır sabahleyin…
Sonra hazırlayacaktır arap kahvemi
ve kendisinin sütlü kahvesini.
Sorgulayacaktır beni, bininci kez, aşkımız hakkında,
Ve cevaplayacağım:
Şehidiyim ben şu ellerin
Her sabah bana kahve hazırlayan…

Seni seviyorum Rita. Seviyorum seni. Uyu, giderim ben
Nedensiz, vahşi kuşlar gibi, giderim.
Nedensiz, zayıf rüzgarlar gibi, giderim.
Seni seviyorum Rita. Seviyorum seni. Uyu.

On üç kış sonra, soracağım
Soracağım:
Uyuyor musun hala?
Uyandın mı?...
Rita! Rita, seni seviyorum
Ve seviyorum seni…
1977

















Yüksek Gölge’nin Övgüsü

Bu senin için olmak ya da olmamaktır,
Bu senin için yaratmak ya da yaratmamaktır.

Kaba bir güldürüdür, kendi gölgenin arkasındaki tüm varoluşsal sorunlar.

Ve evren senin
küçük not defterindir, ve yaratıcısısın sen onun.
Yaz içine öyleyse, yaratılışın cennetini.
Ya da yazma onu.

Sen, sensin sorun olan.
Ne istiyorsun? Bir rivayetten,
bir diğer rivayete yürürken?

Bir bayrak?
Ne iyiliği dokundu bugüne dek bayrakların?
Hiç korudular mı bir kenti bir bombanın şarapnelinden?

Ne istiyorsun?
Polis?
Hiç bilir mi polis, küçük yeryüzünün nerede gebe kalacağını
gelen rüzgarlardan?

Ne istiyorsun?
Egemenlik, küller üstünde?
Kendi ruhumuzun efendisi, kendi sürekli değişen varlığımızın,
efendisi olduğun halde?

Terket öyleyse,
Yer senin değil çünkü, ne de süprüntü tahtlar senin.
Sen özgürlüğüsün yaratmanın,
sen yaratıcısısın yolların.
Ve sen karşı tezisin bu devrin.
Ve terk et!
Yoksul bir dua gibi,
Yalınayak, kayaların yolundaki bir ırmak gibi,
Ve gecikmiş, bir karanfil gibi…

Sen, sensin sorun olan.
Terket varlığını kendi kendine, öyleyse,
Çünkü, daha genişsin sen halkların ülkelerinden,
Daha geniş giyotinin alanından.
Terket varlığını kendi kendine, öyleyse,
Çekil kalbinin bilgeliğine…

Yönel öyleyse Golgotha’ya,
Ve tırman benimle,…

Ne istiyorsun?
Kendi ruhunun efendisisin sen,
Sürekli değişen varoluşumuzun efendisi.
Közün efendisisin sen,
Alevin efendisi.

Ne kadar geniş devrim,
Ne kadar dar yolculuk,
Ne kadar büyük düşünce,
Ne kadar küçük devlet!
1983












Semerkand’ta Özel Konuşma

… Firari gönlümün çadırıdır Semerkand,
Annemin tek bir gözyaşının anayönleri.
Bir ipek ipliğidir Semerkand…

Semerkand öpücükleri bırakandır
Solmakta olan bir arzunun üstüne.
Semerkand, uzaktan yakarışın halısı…

Hoşça kal Semerkand.
Ne kalmayı, ne gitmeyi seçen kadın.
Hoşça kal
Semerkand, Hoşça kal!
1984






Beyrut Kasidesi’nden

Denize adanmış elma, mermerden nergis,
Taştan kelebek, Beyrut, gönlün aynadaki şekli,
İlk kadının tasviri ve bulutların parfümü,
Beyrut, yorgunluğun ve altının, Endülüs ve Şam’ın…
Gümüş, köpük, güvercinlerin giysilerindeki
toprağın buyrukları,
Bir başağın ölümü, sevgilimle benim aramdaki
bir yıldızın sürgünü, Beyrut…

Çadırımızdır Beyrut.
Yıldızımızdır Beyrut.

… Beyrut!
Göç etmem iki kez.
Ne de severim iki kez.
Denizde yalnızca denizi görürüm…

Bizi çepe çevre saran yollar…
-İlerliyoruz iki patlama arasından.
- Alıştırıyor muyuz kendimizi bu ölüme?
- Alıştırıyoruz kendimizi hayata ve…
- Tanıyormusun öldürülenlerden birini?
- Bakışlarından tanırım aşıkları…

Hatırlıyoruz savaşın ilk günlerini.
- Boşuna mıydı şiirimiz?
- Hayır.. sanmam.
- Öyleyse neden savaşlar önüne geçiyor şiirin?...

…Bir Obüs geçiyor. Commodore barına giriyoruz.
-Rimbaud’un sessizliği baştan çıkarıyor beni.
-Cavafy’i kaybettim.
- Neden peki?
- Demişti bana: terk etme İskenderiye’yi,
bir başkasını arama uğruna.
- Buldum Kafka’yı derimin altında uyuyan,
hoşnut halinden karabasan giysisi içinde..
- Kurtar beni ellerimden.
- Ne görüyorsun ufukta?
- Bir başka ufuk.

Açıkla aşağıdakileri:
Beyrut (Deniz-Savaş-Mürekkep-Kazanç)…

Ve Feyruz’un sesi bölüşülmüş dürüstçe iki
topluluk arasında,
Yönlendirir bizi düşmanlıklardan bir tek aileye…
- Deniz ve kutsal kitaplarca kuşatma altındayız.
- Son mu bu?
- Hayır…

Beyrut, biçem için biçim,
Yıkıntıların geometrisi…

Baalbek üstünde ay,
Beyrut üstünde kan.
Söyle bana, güzel, kim eritti
seni?…
Söyle bana, kim attı seni?...

Terk etmeyiz siperi,
sürdüğü sürece gece…
Ve gözlerimiz tahsis edilmiş kuma…
Başlangıçta söz vardı.
Ve işte siperde,
Beliriyor ol işaretleri gebeliklerin…

Beyrut, kırıntı döküntünün yumrulusu
Ve ilk öpücük… Denizin ve ölülerin mantosu.
Yıldızlara ve çadırlara çatı.
Taşın şiiri. Bir göğüste saklanmış iki tarla kuşunun şoku.
Bir taş üstünde oturtulmuş, düşünceli
acı gökyüzü.
Duyulabilir gül, Beyrut. Kurban ve iki ucu keskin
kılıç arasındaki kesin ses.
Ve bir çocuk, tüm kutsal buyrukların ucuna gelen
Ve tüm aynaların
Ve… uykuya dalan.
1984






Dört Kişisel Adres

1.Hapishanede Bir Metrekare

Bu kapıdır, ve arkasında, kalbin cenneti.
Bizim şeylerimiz, bize ait olan her şey, silikleşir.
Ve kapı, bir kapıdır,
metaforun kapısı, masalın kapısı… Kapının
kapısı yoktur, fakat gene de kendi dışıma çıkabilirim
ve sevebilirim hem gördüğümü ve hem de görmediğimi…
Hapishane hücrem, sadece içimi aydınlatanın ötesinde,
hiçbir ışık almaz…
Severim dam penceresinden sızan gökyüzü parçacıklarını…
Ve severim annemin küçük şeylerini, giysisindeki
kahve kokusunu… Severim sonbahar ile kış arasındaki
tarlaları, hapishane gardiyanının çocuklarını…
Benim özgürlüğüm… hapishane hücremi genişletmek
ve kapının şarkısını sürdürmektir.
Kapı, bir kapıdır, yoktur kapının kapısı. Ve gene de
kendi içimde çıkabilirim dışarı.













2. Trende Bir Koltuk

Bize ait olmayan eşarplar. Son dakikanın aşıkları.
İstasyonun ışıkları… Platformdaki hain gözyaşları.
Bize ait olmayan efsaneler. Buradan çıkarlar
yolculuğa… Hiçbir şeyin peşinde değiliz yolculuklarımızda,
fakat sevmeyiz trenleri, yeni istasyonlar
yeni birer sürgün yerleri olduğunda… Tüm yolcular
dönerler ailelerine, fakat biz dönmeyiz her
hangi bir yuvaya.. Bizim için değil pencereler, her
dilde merhabalaşmak için… Nerede şarkıların masum
kızları?... Kendi mesafemle bile mesafeliyim.
Ne kadar uzaktadır, öyleyse, Aşk? Hızlı kızlar, soyguncular
gibi, avlar bizi. Unuturuz, tren pencerelerinde
karalanan adresleri. On dakika için aşka düşen
biz, giremeyiz eve ikinci kez. Bir yankı
olamayız biz ikinci kez.















3. Hastahanede Bir Yoğun Bakım Odası

Sıkıştırdığında beni toprak, fırıldak gibi döndürür beni rüzgar.
Uçmak zorundayım, dizginlemek için rüzgarı. Fakat
ben bir insan oğluyum. Kalbimde, bir çok flüt yırtıyor
göğsümü. Düşen bir kar gibi terim… Savruldum yatağa… Bir süre
için bilincimi kaybettim, ve sonra öldüm. Kısa ölümün kapısında
bağırdım: Seni seviyorum, girebilir miyim ölüme senin
ayaklarında? Ve öldüm, öldüm tamamen.
Senin ağlaman olmadan, …Beni
geri getirmek için, ellerinin göğsümü yumruklaması olmadan.
Ne sessiz ve barış doludur ölüm? Seni sevdim ölümden
önce ve sonra, ve arada görmedim hiçbir şey annemin
yüzünden başka.
Bu kalp, bir süre yolunu kaybetti, geri dönmeden önce. Sordum
sevdiğime: Hangi kalpte vuruldum?
Eğildi kalbimin üstüne ve
gözyaşlarıyla cevapladı beni…
Mektuplar postaladık. Otuz deniz ve altmış sahil geçtik ve hala vaktimiz
var dolaşıp durmaya.
Ey kalp, nasıl aldatabilirdin rüzgar seven bir atı?...









4. Otelde Bir Oda

Selam olsun aşka, geldiğinde ve göçtüğünde ve otellerde aşıklar
değiştirdiğinde. Var mı kaybedecek bir şeyi aşkın? Bahçede
akşam kahvesi içeceğiz. Gece boyu sürgün hikayeleri anlatacağız.
Ve sonra bir odaya gideceğiz-bir sevecenlik gecesi arayışında
iki yabancı…
Birkaç sözcük bırakacağız koltuklarımızda. Sigaralarımızı unutacağız,
diğerleri sürdürsün diye akşamı ve sigara içmeyi.
Uykumuzun birazını yastıklarımızda unutacağız, diğerleri gelip
dinlensin diye uykumuzda… Nasıl inandık
bedenlerimize bu otellerde? Nasıl güvendik sırlarımıza
bu otellerde…? Biz yalnızca ikisiyiz bir kamu yatağında
yatanların, herkese ait olan bir yatakta. Bir süre önce
gelip geçen aşıkların söylediğini söyleriz sadece. Hoşça kal
çabuk gelir. Bu telaşlı karşılaşma başka otellerde bizi sevenleri
unutmak için miydi sadece? Bu zevk verici sözcükleri başka
birine daha söylemedin mi? Bu zevk verici sözcükleri ben
söylemedim mi başka birine, bir başka otelde, ya da bizzat bu
yatakta? Aynı adımları izleyeceğiz, diğerleri de gelip
aynı adımları izlesin diye…
1986

Ağır Ağır ve Zahmetle Yürüyeceğim Bu Yolu

Ağır ağır ve zahmetle yürüyeceğim bu sonsuz yolu.
Kalbim durana kadar, ağır ağır ve zahmetle yürüyeceğim
bu sonsuz, sonsuz yolu,
kaybetmeden hiçbir şey toz dışında…
Yara ihtiyaç duymaz şairine, bir nar gibi, boyasın diye
kanını ölümün!
Bu yeryüzünün sonu gelsin gelmesin, ağır ağır ve zahmetle
yürüyeceğiz bu sonsuz yolu…
Öyleyse, siz ne diyorsunuz?
Ben diyorum ki: Ağır ağır ve zahmetle yürüyeceğim
bu sonsuz yolu, onun ve benim sonuma kadar.
1986

Bu Yolda Bir Başka Yol

Bir başka yol daha var bu yol içinde, bir başka olanak göç için.
Geçebilmek için daha çok güller atacağız nehire…

Ağlar özlemim her bir şeye…
Gene de bir başka yol var bu yol içinde.

Nereye götürüyor
sorular beni, öyleyse?

Buralıyım, Oralıyım, ama ne buradayım ne oradayım.

Çok güller atmak zorunda kalacağım
Celile’de bir güle ulaşabilmek için.
1986


Yeniden Başlamak Elimde Olsaydı
Yeniden başlamak elimde olsaydı, aynı seçimi yapardım.
Çitin üstünde güller.
Aynı yollardan geçerdim, Cordoba’ya varsın varmasın…
Yakına gel ve dinle.
Paylaş ekmeğimi, iç şarabımı, yalnız bırakma beni yorgun
bir söğüt gibi.

Göç ezgileriyle çiğnenmemiş toprakları severim…

Güçlü arzuları, atları kapı eşiğinde hayatlarına son verdirten,
kadınları severim.

Eğer geri dönersem, aynı güle dönerim ve aynı adımları izlerim.
Fakat Cordoba’ya, asla!
1986
Bu Dünya’da

Bu dünyada hayatı yaşamaya değer kılan şeylere sahibiz:
Nisan tereddütü,
şafak vakti ekmek kokusu,
erkekler hakkında bir kadının görüşü, Aeschylus’un eserleri,
aşkın başlangıcı,
bir taş üstündeki çimen, bir ney’in
inlemesine dayanarak yaşayan anneler
ve işgalcilerin bellek
korkusu…
1986







Oraya Aitim Ben

Ben oraya aitim. Bir çok hatıralarım var. Ben de doğdum herkes gibi.

Bir annem var, çok pencereli bir evim,
kardeşlerim, dostlarım, ve hapishane hücrem var, soğuktan
insanı tir tir titreten pencereli…

Tüm sözcükleri öğrendim ve parçalara ayırdım onları,
bir tek sözcük çıkarabilmek için aralarından: Ev
1986






Biz de Seyahat Ederiz Herkes Gibi

Biz de herkes gibi seyahat ederiz, fakat geriye dönemeyiz hiçbir şeye.
Sanki seyahatimiz bir bulutlar yoluymuş gibi. Gömdük sevdiklerimizi
bulutların gölgesine ve ağaçların kökleri arasına…

Biz ilahilerin iki tekerlekli arabalarında seyahat ederiz, peygamberlerin
çadırlarında uyuruz ve Çingenelerin dilinde yeniden doğarız…

Bizimkisi bir sözcükler ülkesidir: Konuş, konuş.
Bırak yolumu bir taşa yaslayayım.
Bizimkisi bir sözcükler ülkesidir: Konuş, konuş. Bırak bu
seyahatte bir bitiş göreyim.
1986
Kucaklar Katilini

Kucaklar katilini… Sağ kalsaydım daha mı çok kızacaktın?

Kardeş,…Kardeşim! Ne yaptım sana beni yok etmeni gerektiren?...

Ne suç işledim, beni yok etmeni gerektiren?

Bırakmayacağım asla, kucaklamayı seni.
Ve asla temize çıkarmayacağım seni.
1986







Bu İlahi’de

Bu ilahide bir düş kurarız…

Ne söyler hayat Mahmud Derviş’e?
Yaşadın, aşka düştün, öğrendin ve sonunda seveceklerinin
tümü artık ölü.

Bu ilahide bir düş kurarız, bir zafer işareti veririz, son
kapıya bir anahtar tutarız, kilitlemek için kendimizi bir düş içinde.

Fakat yaşaya kalacağız, çünkü hayat hayattır.
1986




Unutmak İçin Hatırlama’dan

… Hiçbir şey istemiyorum ve hiçbir şey için umutlanmıyorum…

Uyarmaya zaman yok ve zaman için zaman yok…

Bu yazgıya teslim olamam ve ona karşı direnemem…

Ağustos ayında mıyız? Evet, Ağustostayız.

Bir kuşatmaya döndü savaş…

Neden seçtim burada yaşamayı?...

Kahve kokusunu istiyorum… Kahve, benim gibi bir tiryaki için, günün anahtarıdır. Kahve sessizliğidir sabahın… Elin aynasıdır kahve…

Söyledik ayrılacağımızı… Neden öyleyse köpük ve dalgaları silahlandırıyorlar bu ağır top ateşiyle…

Öldürmek katil için, savaşmak savaşçı için, şarkı söylemek kuşlar için. Bana gelince, kestim arayışımı simgesel dil peşindeki…

Kim diyor suyun rengi, tadı, ya da kokusu yok diye?...

Aniden sessizleştiler kuşlar… Gökyüzleri güvenli değil artık…

Dondu zaman. Oturuyor üstümde, boğarak beni…
Parmaklarımın arasından geçiyor jetler. Yarıyorlar ciğerlerimi… Geçemeyecekler bedenlerimizde can kaldığı sürece…

Ve nerede benim iradem?...

“Siz yabancısınız burda” söylerler ona orda. “Siz yabancısınız burada” söylerler onlara burda.

Rüşvet verilemez midir tarih?...

Hiç kimse istemiyor unutmak. Daha doğrusu, hiç kimse istemez unutulmak. …

Yeterli unutkanlık yok mu onlar için unutmaya?...

Fatihler kadirdir her şeye …

Nasıl yazabilir bir el, eğer bilmiyorsa kahve yapmakta nasıl yaratıcı olabileceğini?...

Hiçbir kahve değildir diğeri gibi. Her evin kendi kahvesi vardır ve her elin de, çünkü hiçbir ruh benzemez diğerine… Bir mekandır kahve… İnsanlığın sütü. Coğrafyadır kahve… Aceleyle içilmemelidir kahve… Zamanın kızkardeşidir o…

Nerede gazete? Yükseliyor jetlerin isterisi. Çıldırdı gökyüzü…

Nereyi vuracaklar bundan sonra?...

Neden kağıt arıyorum her yönde çökerken binalar?... Bu cehennemin ortasında bir kağıt arayan kişi, bir yalnız ölümden toplu ölüme koşuyordur…

Yalan söylüyorum kendime… İşin gerçeği, bu yıkıntıların arasına düşmekten duyduğum dehşettir…

Fakat neden bu denli ilgiliyim bedenime ne olacağından ve nerede son bulacağımdan? Bilmiyorum.

Çok iyi düzenlenmiş bir cenaze töreni istiyorum… dostlarımın omuzlarında taşındığım… Ve kırmızı ve sarı güllerden çelenkler istiyorum.

Sevmem ucuz pembe rengi, ve istemem menekşeleri, çünkü yayar onlar ölümün kokusunu.

Sakin, düzenli bir cenaze istiyorum…

Ne iftira, ne küfür ve ne de kıskançlık. Benim için daha da iyi olacak, çünkü ne eşim ne de çocuklarım var…

İyi ki yalnızım, yalnızım, yalnız. Şık bir tabut istiyorum, içinden yas tutanları gizlice gözetleyebileceğim… Nasıl durduklarına, yürüdüklerine ve nasıl iç çektiklerine bir göz atmak istiyorum.

Ayrıca, onların alaycı yorumlarına da kulak misafiri olmak istiyorum: “ O kadın düşkünüydü .” “Giysilerinin seçiminde biraz züppeydi.”… “Fransız Rivierasında bir sarayı, İspanya’da bir villası vardı, ve Zürih’te gizli bir banka hesabı vardı…”
“Kadınlara yalan söyleme alışkanlığı vardı.”
“Şair öldü ve şiiri de onunla birlikte.” “Ne kaldı ondan geriye?”… “Burnu büyüktü, dili de öyle…”

Gülümseyeceğim tabutumda ve söylemeye çalışacağım: “Yeter!”…

Fakat ölmek istemiyorum bu yıkıntıların altında… Açık bir sokakta ölmek istiyorum…

Su nedir?... Su şu gerçek havadır, damıtılmış, elle tutulabilir, algılanabilir, ışığa doymuş olan…

Suyun sesi özgürlüktür. Suyun sesi insanlığın kendisidir.

Yeter! Ne istiyorsunuz bizden? Biliyoruz güçlüsünüz bizden, ve biliyoruz yeni savaş uçaklarınız ve daha yok edici silahlarınız var? Öyleyse, ne istiyorsunuz bizden? Yeter!...

Birden bire Feyruz’un sesi yükselir radyodan: “Seviyorum seni, ah Lübnan…”

Nedir benim adım? Kim verdi bana adımı? Kim çağıracak beni Adem diye?

Biz anlayamadık Lübnan’ı. Asla anlayamayacağız Lübnan’ı…

Elimizde miydi farklı biçimde görmek?...
Altyapımız maneviyattır bizim… Ve istemiyorum doğru bir cevap doğru bir soru istediğim kadar…

Sınırlarda, sınırlarda ilan edildi savaş…

Kalmadı bizim için hiçbir ölüm, ölümün ölümünden başka.

Yapayalnız!... Artık bir ülkem yok: Artık bir bedenim yok…

Neyin peşindeyim?... Bir dil arıyorum üstüne yaslanabileceğim ve onun benim üstüme yaslanabileceği…

Beyrut bir özgürlük atölyesiydi. Duvarları çağdaş dünyanın bir ansiklopedisini taşıdı: Poster yapmak için bir fabrikaydı...

Yüzler duvarlardaki… Sloganlar…

Kim uyuyabilir bu savaş jetleri sürülerinin altında?...

Merak ediyorum öğrenmeyi, bir şairin nasıl yazabileceğini, bu dil için nasıl sözcükler bulabileceğini?....

“Söyle bana, neden genç kadınlar tahrik olurlar en kötü koşullar altında? Aşk zamanı mı bu? Yoksa ani bir arzunun zamanı mı?...

“Ayrılmayacağım” derim ben, “çünkü bilmiyorum nereye gideceğimi…”

Dayanma için çağrıda bulunuyorum… Hayır: Önemli olan tutunmaktır. Tutunmak kendiliğinden bir zaferdir.

Ve ne olacak ondan sonra? Yeni bir çağ başlayacak.

Şimdi benim için şiirde bir rol yok. Şiirin dışındadır rolüm. Burda olmaktır rolüm, yurttaşlarla , direnenlerle…

İhtiyaç duyulan insani bağlanmadır…

Tekrar hücum ettiler. Hücum ettiler tekrar. Nedir bugün? Tarihin en uzun günü mü? Elimde denizden bir dalga…

Nedir bu şeyin adı? Bir vakum bombası… Bugünde, Hiroşima bombasının yıldönümünde, vakum bombası deniyorlar üstümüzde, ve deneyleri başarılı…

Hiroşima yarındır. Yok hiçbir şey cinayet müzesinde katilin ismini gösteren…

Kayar sözcükler hafızam ve parmaklarımdan. Unuttum alfabeyi. Tek hatırladığım altı harftir sadece: B-e-y-r-u-t…

Var mı bir bombanın torunları? Biz. Var mı bir şarapnel parçasının dedeleri-nineleri? Biz…

Nasıl da yalnız hissediyorum kendimi burada!...

Her şeyin ötesinde, beyaz olmalısın. Çünkü özgürlük ve hayatın kendisinden daha değerli bir şey var. Nedir o? Beyazlık…

Hayır, yenilginin birden çok babası vardır…

Futbol. Nedir bu sihirli çılgınlık, korkuyu bir buçuk saat akıya alan, beden ve ruh içinden, şiirden, şaraptan hatta tanımadığınız bir kadınla ilk karşılaşmanızdan daha çok insanı kendinden geçirerek akıp giden?...

Bu yokluktan daha zalim bir şey var mıdır?...

Kalmadı geriye hiçbir şey bize, delirmenin silahından başka . Olmak ya da olmamak…

Kim yazacak öyleyse dibin tarihini? Yosunun tarihini? Kim yazacak tarihini, kardeşten doğuşunu düşmanın ve kardeşin düşmana girişini?...

Koruyacak mı beni hafıza bu tehditten?...

Kaç kadın var içinde… Kaç kadınsın sen?...

Bilmiyorum, bilmiyorum bütünüyle neden annemi hatırladığımı?...

“Öldürür herkes diğerini dışında pencerenin”…

Bir insan yalnız el değmemiş sahrada…

“Ne zaman öpeceksin beni?... “Neden bu kadar çok yağıyor?”

“İçimde kalman için.” Tutkudan doğan tutku. Durmayan bir yağmur. Söndürülemeyen bir ateş. Sonsuz bir beden. Kemikleri ve karanlığı aydınlatan bir arzu.

Uyumadık gece…

Sonra havayı serinleten, bizi terleten ter…

Bilmiyorum, bilmek istemiyorum dedim.

Fakat Euripides ve Shakesperae’nin oyunlarını sevdiğimi biliyorum.

Kızarmış balık, haşlanmış patates, Mozart’ın müziği ve Hayfa kentini severim.

Üzümü, seviyeli sohbeti, sonbaharı ve Picasso’nun mavi dönemini severim.

Ve şarap severim ve olgun şiirin belirsizliğini.

Musevilere gelince, bir aşk ya da nefret sorunu değil onlar…

Kahve severim ve kokusunu kahvenin…

Dönemem kendime geri…

Aşk tereddüt ediyorsunuz demektir.

Tutkunun da bir maskesi var.

Yoruldum maskemden, oyunumdan ve yorgunluğumdan…

Utanç verici: aşktan ölmemiz savaş zamanında…

Nasıl da severim yüksek topukları…

Yoktur aşkta eşitlik. İki dünya, sessiz kalındığında,. uyumdan çok çatışma içinde olan, geçmiş anılara geri dönen…

Severim bu anıları, spazmları, sözcüklerden ve görevlerden kurtulmuş olan…

Boşlarım boşu, her şey boş.

Ölüme eşlik etmek öğretti bize, ölümün sesi olmadığını…

Bir parçayız, bir ada değiliz biz… Demiyoruz, kültürel olarak Doğu tümüyle Doğu’dur, Batı tümüyle Batı…

Bu kavşakta, eleştiriden yardım almak için bağırıyoruz…

Büyüyemez kimse sekterlik içinde….

Almayacağız yanımıza hiçbir şey. Al yatağımı, kitaplarımı, ilaçlarımı. Al yokluğumu, hepsini…

Şiir nedir? Şiir bu kozmik sessizliği yazmaktır…

Hangi denizi geçeceğiz? “Akdeniz ve Kızıldeniz”…

Bir güneş var mı orada? Düş görebilir mi kişi, başkalarıyla otururken? İzleyemez kimse bir dalgayı, batarken dalga denize…

Kırktan sonra her yaş eşittir.

Vasiyet edecek yok bir şeyim.

Yok bir sır hayatımda…

Hayatım şiirimin skandalıdır. Şiirim de hayatımın skandalı….

Barıştır uyku…

Kimse bulamaz kimseyi.

Sokaklarda yürüyor deniz. Görmüyorum bir sahil…
1987



Rubaiyat’dan

Gördüm görmek istediğim her şeyini kır’ın:
rüzgarca taranmış buğday örgüleri.
Kapatırım gözlerimi:
bu serap yönlenir Nihavend makamına…
bu sessizlik yönelir bir mavi alacakaranlığa.

Gördüm görmek istediğim her şeyini deniz’in:
güneş batımı arasından uçan martılar.
Kapatırım gözlerimi:
bu kayıp yönlenir Endülüs’e…
bu deniz yolculuğu güvercinlerin dualarıdır üstüme yağan.

Gördüm görmek istediğim her şeyini gece’nin:
bir uzun yolculuğun sonu
bir kentin kapısında başıboş dolaşıp bekleyen.
Bırakacağım günlüklerimi arkasında
yan sokaklardaki cafelerin…

Gördüm görmek istediğim her şeyini aşk’ın:
çiğnenmiş ovalar üstünde dans eden atlar,
böğürtlenleri amen arı kümeleri,
inleyen elli gitar.
Kapatırım gözlerimi:
görebilmek için gölgelerimizi
bu huzursuz yerin arkasında.

Gördüm görmek istediğim her şeyini ölüm’ün:
aşk içinde, yarılıp açılır göğsüm
ve Eros’un beyaz atı fırlar dışarı oradan,
kalkar dörtnala sonsuz bulut üstünde,
yarışarak ebedi maviyle.
Durdurma beni ölmekten!
Döndürme beni bir dünyevi yıldıza…
1990

Rita’nın Kışı

… Düzene koydu odamızın gecesini Rita; Biraz
şarap kalmış
ve çiçekler yatağımdan daha büyükler…

Uyudu Rita bahçesinde bedeninin.
Tırnakları üstünde, bedenimdeki tuzu
aydınlatır koru dutları. Seni seviyorum.
Uykuya daldı iki kuş ellerimin altında…
Uyudu deniz, penceremin karşısında, Rita’nın
ahenginde
Yükselir ve alçalır çıplak göğsünün ışınlarında.
Uyu öyleyse ikimizin arasında ve
kapatma aramızdaki derin altın alacakaranlığı

Burada mıydı Rita
ve birlikte miydik biz?
Ayrılacak Rita birkaç saat içinde ve bırakacak
gölgesini geriye.
Bir beyaz hücre. Nerede buluşacağız tekrar?
Sordu elleri, ve uzağa doğru baktım ben.
Kapının arkasında deniz ve denizin arkasında çöl.
Öp beni
Dudaklarımdan, dedi. Dedim Rita…
Ne dedin sen?
Hiçbir şey, Rita. Şarkının kahramanını taklit ediyorum
Hani şu aynalarca kuşatılmış aşkın uğursuzluğunu dillendiren…

Ve aşk ölüm gibidir, bir yemin, kişinin reddetmediği
ve bitmeyen.
Dedi: Günler ve düşler değiştiğinde döneceğim. Rita…
Bu kış uzun
Ve biz neysek oyuz…

Rita ayrıldı dizlerimden…

Seni sevmek için doğdum ben.
Terk ettim annemi ilahilerde, dünyayı lanetleyerek…

Ve buldum kentin korumalarını, bırakarak aşkını
ateşin iştahına.
Seni sevmek için doğdum ben…

Aldım kendi payımı aşıkların bilgeliğinin: ölüm
aşık olacaktır kendi katilinin yüzüne.
Eğer sen sadece geçersen nehri, Rita.
Ve nerede o, şu nehir? Diye cevapladı…
Dedim: Tek bir nehir, sen de ve ben de,
Ve ben kan akarım ve hatıra akarım.
Geçirmediler beni korumalar içine girebileceğim kapıdan.
Dayadım sırtımı ufka bu yüzden
Aşağıya doğru baktım
Yukarıya doğru
Etrafa,
Ve bulamadım ufku, görebilmek için…

Şarkı söylüyoruz, boşuna, iki uçurum arasında…

Al götür beni daha uzak bir toprağa, bu kış uzun,
inledi Rita…

Gitti, çıplak ayaklarla, bilinmeyene doğru, ve
geldi benim ayrılma saatim.
1992
Ölü Denizde’ki Bir Kenani Taş Üstünde

Açmaz önümde hiçbir kap deniz…
Baba duydun mu başıma ne geldiğini?
Kapatmaz önümde hiç bir kapı deniz…

Araştırdım adımın kökünü
fakat parçalara ayrıldım bir sihirli asa tarafından…

Yabancı, as silahlarını hurma ağacımızın üstüne
ve bırak ekeyim buğdayımı Kenan’ın kutsal toprağında.
Al şarap kavanozlarımızdan.
Al bir sayfa tanrılarımızın kitabından.
Al yemeğimizin bir bölümünü…
Al sulama yöntemlerimizi, al mimarimizi.
Koy tek bir tuğla yere ve inşa et bir güvercinler kulesini.

Haydi, bizden biri ol, eğer istediğin buysa.
Komşu ol buğday tarlalarımıza…

Akrabamdır tüm peygamberler.,
Fakat cennet hala çok uzakta kendi yeryüzünden
ve ben hala çok uzaktayım kendi sözcüklerimden…
1992











Kızılderili İnsanın Söylevi

… Ey Beyazların efendisi, … ne istiyorsun sen bizden…? Yücedir
gönlümüz ve kutsaldır otlaklarımız. Ve aydınlatan sözcüklerdir
yıldızlar… Ağaç kardeşim sana da çektirdiler benim
gibi… Beyaz efendi anlamaz eski sözcükleri, burada,
gökyüzü ile ağaçlar arasında, özgürlük içindeki gönüllerde
yerleşik olan…Fakat, düşünmez o insanların, rüzgar ve
su örneğinde olduğu gibi, benzer olduklarını… Artık zamanı
gelmedi mi bizim kendi kendimizi bulmamızın, Yabancı?
Ve Yabancı tuhaf sözler söyler ve avlar çocuklarımızı ve
kelebeklerimizi… Biliyor musun, bizonlar kardeşimizdir bizim,
çiçekler de öyle, Yabancı? Kes artık onları ezmeyi!...
Bırak rüzgara, bu yaralı yerin halkı için, ağlayan flütü…
Dikte etme bize yeni tanrının buyruklarını, demirden tanrının…
Sizin kendi tanrınız var, bizim de kendi tanrımız.
Sizin kendi geçmişiniz var, bizin de kendi geçmişimiz…
Bir parça şiir saklıyor musunuz hafızada katliamı durdurmak
için? Siz kadınlardan doğmadınız mı? Al annemin toprağını
kanla savaşla, fakat imzalamayacağım ben, kurban ile katili
arasındaki bu sözleşmeyi… Mezarlarımız üstünden çizdiniz
uydulara doğru izlenecek yolu. Böylece geldi sanayiler devri. Metaller
devri. Ve ölümler ve koloniler var, ölümler ve
buldozerler, ölüm ve hastahaneler, ölümler ve radarlar….
Ey Beyazların efendisi, nereye alıp götürüyorsun benim halkımı
ve seninkini?... Yeni Roma, Sparta teknolojisi
ve çılgınlığın ideolojisi…
1992









Onbir Yıldız

Bu toprak üstündeki son gecede ayırıyoruz günlerimizi ağaççıklarımızdan,
ve sayıyoruz aramıza alacaklarımızı ve geride bırakacaklarımızı.
Burada, son gecede demiyoruz hoşça kal hiçbir şeye…

Giriniz evlerimize, ey fatihler ve için şarabımızı…

Bu uzun kuşatmadan sonra, uyuyunuz rüyalarımızın tüylerinde…
Gökyüzünün arkasında yeniden döneceğim bir gökyüzüm var…

Bu toprak benim gökyüzüm değil, fakat bu akşam bana ait
Ve bana ait anahtarlar ve minareler ve minareler ve lambalar, ve ben de
Bana aitim.
İki cennetin Adem’iyim ben,
Her ikisi de kaybolan.
Öyleyse sür beni yavaş yavaş,
Öldür beni yavaş yavaş,
Kendi zeytin ağacımın altında
Lorca ile birlikte…
1992













Hüthüt

Henüz varamadık uzak yıldızımızın toprağına…

Tutsaklarız biz, çitleri aşacak kadar büyüse de buğdayımız,
ve kırlangıçlar yükselir kırılan zincirlerimizden.
Tutsağıyız biz sevdiğimizin, arzuladığımızın ve ne olduğumuzun.
Fakat bir hüthüt var aramızda
mektuplarını sürgünün zeytin ağacına dikte eden…

Kaç deniz geçmek zorundayız çölde?
Kaç kitabı bırakmak zorundayız arkamızda?
Kaç peygamber öldürmeliyiz tam öğle vaktinde?
Kaç ulusa benzemek zorundayız bir kabile olmadan önce?
Bu yol, bizim yolumuz, bir sözcükler goblenidir…

İnsanlar uçmayan kuşlardır, Ey sözcüklerin hüthütü…

İkiliğiz biz, gökyüzü-yeryüzü, yeryüzü-gökyüzü.
Sınır içinde bir sınır kuşatır bizi.

Ne var sınırın ötesinde?...
Belki uçacağız bir gün…
İnsanlar uçamayan kuşlardır.
Cehalet genişletir yeryüzünü.
Küçülür yeryüzü cehaletimizin farkına varınca,
fakat biz bu çamurun ardıllarıyız…

Beyin dumandan başka bir şey değil–bırak kaybolsun!
Kalptir bizim rehberimiz…
Gerçek aşk sahip olunamayacağı sevmektir…

Ey gizemler hüthütü, belki biz yıkıntılar araştıran
hayaletlerden başka bir şey değiliz.

Dedi: Beni izlemek için, soyunun bedenlerinizden ve
terk edin bu yeryüzü-serabı.
Beni izlemek için, terk edin adlarınızı ve aramayın bir cevap.
Cevap yoldur, ve yol da siste kaybolandan başka bir şey değildir.

Dedik: Al-Attar bir büyü mü yaptı size ve böylece
şiirle takıntılı yaptı sizi?
Dedi: Konuştu benimle ve gözden kayboldu aşk vadisinin karnında.

Sorduk: Al-Ma’ari dikti mi gözünü bilgi vadisine?
Dedi: Yararsızdı onun yolu.

Ve sorduk: İbn Sina soruyu cevapladı mı? Sizi gördü mü?
Dedi: Ben kalbimle görürüm, felsefeyle değil.

Sorduk: Bir Sufi misin sen?
Cevapladı: Ben bir hüthütüm. İstemem hiçbir şey.
Tek istediğim hiçbir isteğim olmamasıdır…

İşkence yaptın bize, Ey aşk!
Boşuna sürükledin bizi yolculuktan yolculuğa…

Adlarımızdan bile soyundurdun bizi, Ey aşk!
Dedi sarhoş hüthüt: Uçabilmek için uçmak zorundasınız.

Dedik: Biz aşıklardan başka bir şey değiliz
ve yorgun düştük aşkın beyazlığından,
ve bir anne, bir toprak ve bir baba özlemiyle dopdoluyuz.
Eskiden olduğumuz insanlar mıyız, olacağımız mıyız?

Dedi: Birleşin tüm yollar üstünde ve nefes olun
böylece ulaşabilirsiniz O’na, anlamların ötesinde olana.
Her kalp bir gizemler evrenidir…

Özlemdir sürgünün mekanı. Bir sürgün yeridir aşkımız.
Şarabımız bir sürgün yeridir,
ve bir sürgün yeridir bu kalbin tarihi…

Bir sürgün yeridir gönül
bizi toprağımızdan uzaklaştıran ve aşkımıza götüren.
Bir sürgün yeridir gönül
bizi kendi gönlümüzden uzaklaştırıp yabancıya götüren…

Bir sürgün yeridir düşünce…

Bir sürgün yeridir şiir…

Ne yararı var düşüncemizin, eğer insanlık için değilse?

Ateşten ve ışıktanız biz…
Aşk dönüştürür bizi. Bir güfte oluruz, pencerelerini
dinlenilmek için açan ve güvercinlerce bitirilen.
Bir anlam oluruz; bitki özünü, görülmez ağaçlara dönüştüren,
yüreklerimizin setleri üstünde…

Kimsin sen bu ilahide? Ben yolculuğum.
Ey kalp-annem, kızkardeşim ve eşim,
dol taş hayatla, kucaklayabilmek için imkansızı…

Geri geldik, sadece istenmeyen bir yolculuktan geri döndüğümüzü anlayabilmek için.
Hayatı hala denemek zorundayız…
Bizden önce hiç kimsenin yürümediği adımlarımız var hala.
Öyleyse uç, uç. Ey kuşlar, kalbin kareleri içindeki kuşlar, uçun!
Kümeleşin hüthütümüzle, ve uçun!
Ve uçun, yalnız uçmak için.
1993

















Görürüm Uzaktan Gelen Hayaletimi

Bir balkon gibi, diker gözümü bakarım arzuladığıma.
Dostlarımı görürüm akşam postasını getiren-şarap, ekmek,
birkaç roman ve plaklar…

Al-Mutenebbi adına diker gözümü bakarım…

Fars çiçeğine diker gözümü bakarım…

Kendi içinde güneşlenen bir kadına diker gözümü bakarım.

Yalınayak Kudüs’e tırmanan eski peygamberlerin geçit
törenine diker gözümü bakarım
ve sorarım: yeni bir peygamber gelecek mi bu yeni zaman için?...

Zekeriya’yı saklayan zeytin ağacının gövdesine diker gözümü bakarım.

Arapça sözlüğünde nesli tükenmiş sözcüklere diker gözümü bakarım.

İranlı’lara, Romalı’lara, Sümerlere
ve yeni sığınmacılara diker gözümü bakarım…

Tagor’un kadın fakirlerinden birinin
kolyesine diker gözümü bakarım…

Görünmeyene diker gözümü bakarım:
Ne gelecek-küllerden sonra ne gelecek?
Uzaktan korkutulmuş bedenime diker gözümü bakarım…

Anadilime diker gözümü bakarım.
Aeschylus için küçük bir yokluk yeterlidir, kapıyı barışa açmasına,…

Benim için ise bir kadının elini elimde tutmak,
özgürlüğümü kucaklamak…

Bir balkon gibi, diker gözümü bakarım arzuladığıma.
Uzaktan yaklaşan hayaletime diker gözümü bakarım.
1995









Nazik Kalpli Köylüler

Bilmiyordum annemin hayat tarzını henüz,
ne de onun ailesinin, geldiğinde gemiler denizden.
Dedemin abasındaki tütün kokusunu biliyordum,
ve burada doğduğumdan bu yana, hemen, bir evcil hayvan gibi,
Biliyordum kahvenin ebedi kokusunu.

Biz de ağlarız, düştüğümüzde dünyanın kenarına.
Fakat saklamayız seslerimizi eski kavanozlarda.
Asmayız duvara bir dağ keçisinin boynuzlarını
ve yapmayız bir krallık tozumuzdan.
Dikmez gözünü rüyalarımız diğer insanların üzüm bağlarına…

Bizim de gizemimiz olur, battığında güneş beyaz kavaklardan.
Aşırı etkileniriz ağlamak arzusuyla, bir hiç uğruna ölen kişi için.


Biz nazik kalpli köylüleriz ve duymayız pişmanlık sözlerimizden.
Adlarımız, günlerimiz gibi hep aynıdır…

Tatmin eder bizi bir türkü.
Geri döneceğiz evimize yakında
Gemiler fazla yüklerini boşalttığında.
1995






Baykuş’un Gecesi

Burada bir şimdi var geçmişçe kucaklanmayan…
Burada zamansız bir şimdi var, ve burada bulamaz kimse kimseyi. Hatırlamıyor kimse kapıdan nasıl dışarı çıktığımızı
bir rüzgar borası gibi…

Burada, yersiz yurtsuz bir şimdi var. Düzenleyebilirim belki hayatımı ve bağırabilirim baykuşun gecesinde:
Babam mıydı bu mahkum edilmiş adam, kendi tarihiyle
beni hapseden….
Burada;. Geçici bir şimdi var…
1995




Ölümsüz Hint İnciri

Nereye götürüyorsun beni, baba?
Rüzgarın estiği yere, oğlum…

Söyler oğluna bir baba: Korkma.
Korkma kurşunların vızıltısından.
Yapış iyice yere.

Kurtulacaksın ve kuzeydeki bir dağa tırmanacağız
ve geri geleceğiz, dönünce askerler uzak diyarlardaki ailelerine.

- Ve kim yaşayacak evimizde bizden sonra, baba?
- Kalacak olduğu gibi.
- Neden terk ettin atı yalnızlığa?
- Eve eşlik etsin diye, sevgili oğlum.

Çünkü yok olur evler eğer sakinleri giderse uzağa.

Ey oğul, yarını hatırla.
Ve hatırla haçlıların, askerleri ayrıldıktan sonra, Nisan çimenlerince
yenilen kalelerini.
1995













Anat’ın (Filistin Ay Tanrıça’sının) Görünümleri

Şiir aya merdivenimizdir…

Anat, istiyorum seni birlikte
hem aşkta hem savaşta
ve buluyorum kendimi Cehennem’de,
çünkü seviyorum seni…

Ey Anat! Neden kalıyorsun yer altında?
Dön gel doğaya!
Dön gel bize!

Kurudu kuyular bizi terk ettiğinde,
susuz kaldı dereler ve nehirler sen göçtüğünde…

Kurudu arzularımız
ve kemiğe dönüştü dualarımız…
Kalma yer altında, ey Anat!...
1995
Şiirsel Düzenlemeler

Yıldızların yalnız bir görevi vardı:
Bana okumayı öğretmek
Öğrettiler bana gökyüzünde bir lisanımın olduğunu
ve yeryüzünde başka bir lisanımın.

Ben kimim? Ben kimim?
Cevaplamak istemiyorum henüz…

Şiir “yukarı” dadır ve her ne isterse öğretebilir bana.
Öğretebilir bana bir pencerenin nasıl açılacağını
ve efsaneler arasında, evimi nasıl düzenleyeceğimi.
Evlenebilir benimle bir süreliğine.

Babam “aşağı” dadır,
ne Doğu’dan ne de Batı’dan olan, bin yıllık
bir zeytin ağacı taşıyan.
Bırak dinlensin fatihlerden, bir süre için,
ve sevecen ol bana karşı ve iris ve zambak
topla bana.

Terk eder beni şiir ve yönelir, denizcilerin şarap
sevdiği ve asla aynı kadına ikinci kez dönmediği limana.

Duymazlar onlar hiçbir pişmanlık ne de özlem duyarlar
herhangi bir şey için.

Ölmedim henüz aşktan, fakat bir anne görür oğlunun
gözlerinde, karanfillerin vazo için barındırdığı korkuyu.

Ağlar savuşturmak için bir şeyi, meydana gelmeden önce.
Ağlar benim için sağ dönebilmen için yazgının yolundan
ve yaşayabilmem için burada.

Şiir ne buradadır ne de orda, ve bir kızın göğsüyle
aydınlatabilir geceleri.

Bir elmanın kızarmasıyla doldurur ışıkla iki bedeni
ve gardenyanın nefesiyle yeniden canlandırabilir bir anayurt!...

Fakat kucakladığımdan bu yana şiiri, harcadım
boş yere ruhumu ve sordum bu nedenle:
Ben kimim? Ben kimim?
1995

Mu’allakat

Kimse yönlendirmedi beni kendime. Rehber benim.

Çöl ve deniz arasında, kendi rehberimim ben kendime…

Ben kimim? Bu başkalarının sorduğu bir soru, fakat cevabı olmayan.

Ben kendi dilimim, bir güfte, iki güfte, on.
Bu benim dilim. Ben kendi dilimim. Ben sözcüklerin
fermanıyım: Ol! Bedenim Ol!...

Ben yolcuyum ve yolum aynı zamanda.
Görünür tanrılar bana ve kaybolurlar gözden…

Ne kadar geçmiş tutar gelecek!...

Geçmiştir gördüğüm.
İnsanlık için, bir toz ve taç krallığı.
Bırak yensin dilim benim hasım kaderimi…

Bu benim dilim, mucizem, sihirli asam…
1995













Huriyye’nin Dersleri

… Sayar yirmi parmağımı uzaktan annem.
Bir saç tutamı yapar bana, kendi altın sarısı saçlarından…

Arar yabancı kadınları iç çamaşırlarımda…

Yetiştirmedi kendi elleriyle beni, arzuladığımız biçimde
O ve ben.
Ayrıldık birbirimizden yamacında mermerin…

Ve sürgün iki dil öğretti bize:
Halk dili, güvercinler duysun ve korusun diye hatırayı;
Ve edebi dil, gölgelere gölgelerini açıklayayım diye.

Sağ kalırım sonsuz büyüklüğünün içinde.
Konuşmadın benimle, bir annenin hasta çocuğu ile konuştuğu gibi.

Tunç renkli aya katlandım bedevi çadırları altında
Hatırlar mısın Lübnan’a doğru sürgün yolumuzu,
hani unuttuğunda beni, bir ekmek torbasında?
(Ve buğdaydandı ekmek )
Bağırarak ağlamadım, askerleri uyandırmak korkusundan

Zamanın yoktu duygusal sözcükler için
Fesleğen yoğurdun her öğlen…

Ağlar hep ney sesi duyduğunda…

Karşılaşmalarımız, konuşmaların kavşağındaki bir hoşçakaldır yalnızca.

Şöyle şeyler dedi bana, örneğin:
Kendine kadın olarak, bizim mahallenin kızlarından
daha güzel olan, her hangi bir yabancı kadın seç.
Fakat, inanma başka hiçbir kadına annenden başka.
Ve inanma her zaman anılarına.
Kendini yiyip bitirme, anneni aydınlatmak uğruna…

Bekleme artık gülle randevuları.
Gökyüzü gibi gerçekçi ol. Ve bırak artık dedenin
siyah kepine özlem duymayı…

Fırlat kendini dünyaya tay gibi.
Kendin ol ya da neysen o ol. Taşı kendi kalbinin
ağırlığını, ve geri dön. Eğer ülken, tüm ülkelere genişlemişse. Ve
Değiştir halini…
1995















Bir Mecaz Olarak Filistin’den

Ben toprağı dayanıksız buldum,
ve denizi, hafif; dilin ve mecazın
yeri bir yere dönüştürmeye yetmediğini
öğrendim…

Dünya üzerinde yerimi
bulamayınca, onu Tarihte bulmaya giriştim, ve
Tarih kayıp bir coğrafyayı karşılamaya
indirgenemez…

Bu bir basit, sanatsal kurnazlık mı, basit
bir ödünç almak mıdır? Yoksa umutsuzluğun
biçim alması mı?

Cevabın hiçbir önemi yok burada.

Benim için asıl önemli olan şey daha büyük bir
lirik kapasite bulmamdır, görece olandan mutlak
olana geçiş, ulusal olanı evrensel olanın içine
kaydedebilmem için bir açılım, Filistin’i Filistin ile
sınırlandırmamak, fakat onun estetik
meşruiyetini daha büyük bir insani alanda kurmaktır.
1997









Bir Bugünsüzdük Biz

Gel gidelim olduğumuz gibi. Özgür bir kadın ve vefalı bir dost.
Gel gidelim birlikte ayrı yollarımız üstünde.
Gel gidelim olduğumuz gibi, ayrı ayrı ve bir olarak.
Ağrı vermez bize hiçbir şey
ne güvercinlerin son ayrılığı
ne de ellerimizdeki soğukluk…

Yetmedi tüm çiçeklenen bademler.
Gülümse, öyleyse, açar bademler böylece daha fazla iki
gamzenin kelebekleri arasında.

Başka bir bugünümüz olacak kısa bir süre sonra.
Eğer arkana bakarsan, sürgün var yalnızca:
Yatak odan, bahçedeki söğütler
camdan binaların arkasındaki nehir,
ve randevularımızın cafe’si.
Onların hepsi, tümü, hazırlanıyor sürgüne gitmeye.

Gel anlayışlı olalım öyleyse.

Gel gidelim olduğumuz gibi: Özgür bir kadın ve neylere sadık bir dost.
Olmadı zamanımız birlikte yaşlanmaya,
yorgun argın sinemaya gitmeye…

Kaçınılmazdı bizim de kaçınılmazlığımız gibi.
Görür mü kendini yabancı, başka bir yabancının aynasında?
– Hayır, bu değil bedenime giden yol.
Yoktur hiçbir “kültürel çözüm” varoluşsal sorunlara.
Her nerdeysen, cennettir orası benim için.
Kim oluyorum ben geçmişin Güneş ve Ayını geri verecek?
Gel anlayışlı olalım…

Gel gidelim olduğumuz gibi: Özgür bir seven kadın ve şairi.
Yetmedi tüm Aralık karları…

İyiyiz burada.
Rüzgarımız kuzeyli, ve şarkılarımız güneyli.
Bir başka sen miyim ben, ve sen bir başka ben?
– Bu yol değil benim özgürlük toprağıma giden.
Olmayacağım iki kez bir “Ben”…

Ne doğulu ne de batılı olacağım,
ne de iki Kur’an ayetine gölge yapan bir zeytin ağacı…

Gel gidelim öyleyse.
Yoktur “kolektif çözümler” kişisel sorunlar için.
Birlikte olmak kafi gelmedi bize, birlik olmak için.
Biz bir bugünsüzdük, nerede olduğumuzu görebilecek.
Özgür bir kadın ve daha yaşlı bir dost.
Gel gidelim birlikte ayrı yollarımız üstünde.
Gel gidelim birlikte
ve anlayışlı olalım.
1999








Yabancı Yabancıda Bulur Kendini

Biz bir olan ikiyiz.
Adımız yok bizim, yabancı kadın,
yabancı yabancıda bulduğunda kendini…

Birlikte araştırdık adreslerimizi…

Biz bir olan ikiyiz, yabancı erkek.
Git kitabının deniz batısına, ve dal…
Dal, hiçbir şeyde hiçbir şeymişin gibi, hafifçe.
Ve bulacaksın bizi birlikte.
Biz bir olan ikiyiz…

İki olmaya dönmek ihtiyacındayız,
böylece sürdürebiliriz kucaklamayı birbirimizi.
Adımız yok bizim, yabancı kadın, yabancı
yabancıda bulduğunda kendini.
1999
Kama Sutra’dan Ders

Bekle kadınını gökmavisi bir fincanla.
Bekle onu bir bahar akşamında, parfümlü güller arasında.
Bekle onu dağlar için eğitilmiş bir atın sabrıyla.
Bekle onu bir prensin seçkin, estetik zevkiyle.
Bekle onu bulutun yedi yastığıyla.
Bekle onu kadınsı tütsü kokusu kıyılarıyla.
Bekle onu erkeksi at sırtındaki sandal ağacı kokusuyla.

Bekle onu ve telaş etme.
Eğer geç kalırsa, bekle onu.
Eğer erken gelirse bekle onu.
Korkutma örülü saçlarındaki kuşları.
Bekle onu çiçeklenmesinin doruğunda bir bahçede oturmak için.
Bekle onu, kalbine çok tuhaf gelen bu havayı soluyabilmesi için…
Bekle onu giysisini, bulut bulut, bacağından kaldırmak için.
Ve bekle onu.
Balkona götür onu süte daldırılmış ayı seyretmeye.
Bekle onu ve su sun ona, şaraptan önce.
Bakma göğsünde uyuyan ikiz kekliklere.
Bekle ve nazikçe dokun eline bir fincanı mermer üstüne koyarken.
Ona şebnem taşıyormuşsun gibi bekle.
Konuş onunla bir flütün ürkmüş bir keman teline yapacağı gibi,
sanki yarının ne getireceğini bilmiyormuşsun gibi
Bekle, ve parlat geceyi onun için halka halka.
Bekle onu Gece sana şöyle konuşana dek:
Yaşamıyor hiç kimse ikinizden başka.
Öyleyse götür onu nazikçe, o çok arzuladığın ölüme,
ve bekle.
1999
















Alçalan Gökyüzü

Bu bir aşktır ipekten ayakları üstünde giden,
Yollardaki sürgününden mutlu olan.
Küçük ve yoksul bir aşk, geçici bir yağmuru ıslatan
Ve gelip geçenlerin üstünden aşan:
Daha boldur armağanlarım benden.
Ye buğdayımı
İç şarabımı,
Çünkü, gökyüzüm durur omuzlarımın üstünde ve yeryüzüm sana aittir…

Hangi şarkıları seversin?
Hangi şarkıları? Aşk susuzluğunu
Dillendirenleri mi, yoksa
Bitmiş zamanı dillendirenleri mi?...

Bu bir aşktır yoksul ve paylaşılmayan,
sakin, sakin, kırmayan
Senin payına düşen günlerin bardağını,
Alevlendirmeyen bir soğuk ayın ateşini
Yatağında…

Hangi geceleri arzularsın, hangi geceleri?
Hangi zamanı arzularsın, hangi zamanı?...

Hangi sürgünleri arzularsın?
Sana eşlik ettiğimi mi, kendi adında yalnız gittiğini mi,
Tüm ihtişamı içinde
Bir başka sürgün peşinde koşan sürgünü mü? …

Daha alçak bir gökyüzüne ihtiyacın var.
Dostum ol ve kapsayabilirsin,
Kime çiçeklerini sunacaklarını bilmeyen

İki varlığın bencilliğini…

Bu bir aşktır…
1999

Yürürüz köprü üstünde

…Şaşırtır beni
Aşkı bilip te onu hala seven kişiler!
Çünkü, içimizde, beklemeye bırakabilir aşk kendini ve hastalanabilir.

Fakat etmez bir şikayet…

Terketme beni bütünüyle ve
Alma beni bütünüyle. Uygun yerde ortaya çıkar
Uygun zaman. Çünkü sen yolsun ve rehbersin.

Gerçek ülkelerdir, mecazi olanlar değil,
Beni kucaklayan kolların…
1999



Leylaklardandır Senin Gecen

Yerleştirir kendini gece, senin olduğun yere.

Leylaklardandır senin gecen…

Ve gölgendir senin gecen…

Ne yolcusu ne de kalıcısıyım
Senin Leylaklardan gecenin.
Ben o kişiyim…

Ve
Bizim iki bedenimiz içinde, sarıp sarmalar
bir gökyüzü bir yeryüzünü…
1999




Sodome’den Gelen Bir Bulut

… Ne yapacak benim özgürlüğüm, senin gecenden sonra,
Son kışın gecesinden?
Bir bulut ayrıldı Sodome’den Babil’e doğru.
Asırlar geçti bunun üstünden, fakat Celan, onun şairi,
Attı kendini Seine nehrine , bugün…

Hiçbir gardiyan
Sormayacak bana:
Nedir senin adın bugün?

Senin gecenden, son kışın gecesinden sonra,
Konuşlandırdılar askerler kamplarını uzak bir mevziye.

Bir beyaz ay kondu balkonumun üstüne ve oturduk
Biz, özgürlüğüm ve ben, sessizce dikkatli izleyerek gecemizi.

Kimim ben?
Kimim ben senin
gecenden sonra,
Son kışın gecesinden?
1999











Tamı Tamına

Ben kadınım. Tamı tamına.
Yaşarım hayatımı
geldiği gibi,
Filafil.
Ve örerim yünümü giyinmek için,
Homer’in uzun hikayesini tamamlamak için değil…

Ve görürüm gördüğümü,
Olduğu gibi…

Severim gerekli anlam belirsizliğini
Gece yolcusunun sözcüklerindeki…

Ben kadınım. Tamı tamına.

Ağlarım nedeni olmadan ve severim seni,
Seni, olduğun gibi, ne çıkar için
Ne de karşılıksız…
Ve ben ne oradakiyim, ne buradaki
Hayır, ben ne güneşim, ne de ay.
Ben kadınım. Tamı tamına.

Özlemin Qays’i ol
Eğer istiyorsan. Bana gelince
Olduğum gibi sevilmekten hoşlanırım.
Ne bir gazetedeki renkli fotoğraf, ne de
Muflonlar arasında şiirde müzikleştirilen
düşünce hoşnut eder beni…

Ben her kimsem oyum
Senin kimsen o olduğun gibi: Bende yaşarsın
Ve sende yaşarım ben, sana doğru, senin için.

Severim gerekli açıklığı, paylaştığımız gizemimizdeki.
Sana aitim aştığımda geceyi;
Fakat ne bir toprağım
Ne de bir yolculuk.
Ben kadınım. Tamı tamına.

Ve yorar beni
Dönüşümü dişil ayın.
Ve hastalanır gitarım,
Tel
Tel.
Ben kadınım.
Tamı
Tamına.
1999









Düğün Şarkısı

Taşıdım kendimi sana, uzay kaşifleri gibi,
Bir yıldızdan diğerine. Senin on parmağında
Açılır ruhum bedenimin üstüne.
Al beni kendine doğru…

Görmüyorum kimseyi
Hiç kimseyi, görmüyorum seni. Ne yaptın
Özgürlüğümden?

Kimim ben
Şehir surlarının arkasındaki?...

Kim olacağım yarın?...
1999




Beklemedim Kimseyi

Son, kızkardeşidir başlangıcın. Ayrıl, git ve
bulacaksın bıraktığını
Burada, seni bekleyen. Beklemedim seni ve
beklemedim hiç kimseyi.
Fakat ben, tüm yalnız olan kadınlar gibi
Gecelerinde, taramak zorunda olacağım saçlarımı.

Yavaş yavaş, düzenlemek zorunda kalacağım işlerimi.
Kırmak zorunda kalacağım mermer üstünde
kolonya şişesini ve yasaklayacağım gönlüme
Kendi kendisiyle meşgul olmayı…

Ayrıl, git!
İsterim seni ve istemem hiçbir şeyini,
Beklemedim seni, beklemedim hiç kimseyi.
Fakat doldurmak zorunda kalacağım şarabı
Kırılmış iki bardağa ve yasaklayacağım gönlüme
Kendisiyle meşgul olmayı, beklerken seni.
1999














Kuşların Günlük Ekmeği

Aldım senin sevdanı ekmekle…

Aldım seni anne, baba, dost,
Yol arkadaşı olarak ve taşıyamaz kuşlar
Tüylerinden başka bir şey, özlemden
Ve şarkı için gerekli buğday tohumundan başka bir şey.

Gökyüzümde ol!
Benim seninkinde olduğum gibi, ya da daha yakınımda.

Benim ol, sen yabancı şarkının adamı.
Benim senin olduğum gibi. Suyum suyundur, tuzum tuzun.

1999


Belki Kışın Gecikmesi Yüzünden

Kuzeydendir bu rüzgar.
Duygusallar, yaralı sözcüklü şu insanlar;
Öteye doğru, başka mektuplar yazar.
Bana gelince,
Rüzgarın içine atacağım kendimi ben…

Belki benim hayal etme gücüm daha belirgindir gerçeğimden,
Ve Kuzeydendir rüzgarlar. Sevmeyeceğim seni daha fazla.
Değilsen eğer benimle
Burada, şimdi…

Hz. İsa ve ben değişmeyiz pek:
O öldü ve dirildi ve içinde O’nun Meryem,
Ve ben dirildim ve düşümü düşlerim.

Fakat benim düşüm…
Hatırlatır bana gökyüzü ve yeryüzü arasındaki kardeşliği…

Bağırır biri: “Ben kendi kadınımım
Düşte”. Ve bağırır bir kadın: “Ben kendi erkeğimim.”
Hangisi sensin bizim ikimizden? Ve sen?...
1999













Cemil, Busayna ve Ben

… Bu aşktır, dostum, seçtiğimiz ölümümüz,
Gelip geçen, sürekli bir gelip geçenle evlenen.
Sonum yok benim, başlangıcım yok. Ve
Busayna bana ait değil ve ben ait değilim Busayna’ya,
Bu, budur aşk, dostum…

Pek önemi yok benim için ölümsüzlüğün,
Şu bizi çoban köpekleri gibi izleyecek olan şeyin.
Busayna’nın yarattığından başka bir şey değilim.
Aşka dair şeyleri daha çok bilenler
daha çok şaşkındırlar.
Tüket kendini, kendini bilmek için değil, fakat Busayna’nın
gecelerini kucaklayabilmek için…
1999
Güvercinin Şam’dan Aldığı Gerdanlığı

Elif

Şam’da:
Uçar güvercinler
İpek surun arkasında
İkişer… İkişer…

Se

Şam’da:
Yürür gökyüzü
Eski yolların içinde,
Yalın-ayak, yalın-ayak.
Var mı ihtiyaçları şairlerin
İlham’a
Tecvid’e
Ve Kafiye’ye?...



Zal

Şam’da:
Döner kökenlerine sözcükler
Su:
Şiir şiir değil.
Ne de nesir, nesir.
Ve dedin:
Bırakmayacağım seni
Al beni kendine doğru
Ve al beni kendinle!...

Ayn

Şam’da:
Saydamdır şiir
Ne duyumsal
Ne de zihinsel.
O yankının söylediğidir
Yankıya…
1999

Kimim Ben, Sürgünsüz?

Nehir kıyısındaki yabancı,
nehir gibi, bağlar beni su senin adına.
Hiçbir şey getirmez beni geri bu uzaklıktan
vahaya: ne savaş ne barış.
Hiçbir şey girmeme izin vermez İncillere.
Hiçbir şey. Hiçbir şey parlamaz Dicle ve Nil arasındaki
gel git sahillerinde.
Hiçbir şey indirmez beni Firavun’un atlı arabalarından.
Hiçbir şey taşımaz, ya da doldurmaz beni bir düşünceyle:
Ne özlem, ne de verilen söz.
Ne yapacağım? Ne yapacağım sürgün olmaksızın?
Bağlar beni su senin adına…

Ne yapacağım Semerkand gülleri olmadan?...

Ağırlıksız olduk biz,
uzak rüzgarlardaki evlerimiz gibi hafif.
Biz, her ikimiz, dost edindik bulutlarda, yabancı varlıkları…
Ne yapacağız?
Ne yapacağız sürgün olmaksızın?

Bağlar beni su senin adına.
Kalmadı bir şey geriye benden senden başka,
bir yabancının kalçalarını okşayan bir yabancı…

Hiçbir şey taşımaz bizi: Ne yol ne de ev.
Aynı yol muydu bu başlangıçtan beri?...

Ne yapacağız?
Ne yapacağız sürgün olmaksızın?
1999

Duvara Dair (Cidariyye)

Bu senin adın
dedi bir kadın
ve kayboldu bir sarmal koridorun içinde…

Görüyorum orada cenneti ulaşılabilecek mesafede.
Taşır beni bir beyaz güvercinin kanadı
bir başka çocukluğa doğru. Hiç rüyasını görmemiştim
rüya gördüğümün. Her şey gerçek.
Biliyordum kendimi kenara bırakmakta olduğumu…
ve uçtum. Ne olacaksam onu olacağım
son gökyüzünde. Ve her şey beyaz. Asılı duruyor deniz
beyaz bulutlardan bir tavan üstünde. Hiçlik beyaz
mutlağın beyaz gökyüzü içinde. Oldum ve
olmadım. Yalnızım ben bu beyaz ebediyetin dolaylarında.
Vaktimden önce geldim.
Hiçbir melek görünmedi bana sormak için:
“Ne yaptın orada, dünyada?”
Duymadım kutsanmışların ilahilerini, ne de
günahkarların iniltilerini. Yalnızım bu beyazlık içinde,
yalnızım…

Acı vermez bana hiçbir şey kıyamet kapısında.
Ne zaman, ne de duygular.
Hissetmem şeylerin hafifliğini, ne de kuruntuların
ağırlığını. Bulamadın hiç kimse sormak için:
Nerede benim “neredem” şimdi? Nerede kenti
ölümün, ve neredeyim ben?
Burada, burada-olmayanın içinde, bu zaman-olmayanda,
ne varlık var ne de hiçlik.

Sanki daha önce bir kez ölmüşüm…
Biliyorum bu tecelliyi ve biliyorum
bilmediğime doğru yola koyulduğumu.
Belki yaşıyorum hala başka yerde ve
biliyorum ne istediğimi…

Bir gün ne olmak istiyorsam o olacağım.

Bir gün bir düşünce olacağım, ne kılıç ne de
kitap tarafından çorak ülkeye taşınan…

Bir gün ne olmak istiyorsam o olacağım.

Bir gün bir kuş olacağım, ve varlığımı yokluğumdan
koparacağım. Kanatlarım ne kadar çok yanarsa gerçeğe
o kadar yakın olacağım, ve küllerimden yeniden doğacağım.
Ben hayalperestlerin diyaloguyum…
Ben yokluğum…

Bir gün ne olmak istiyorsam o olacağım.

Bir gün bir şair olacağım… Dilim tüm mecazların mecazı…
Yer günahım ve bahanem benim.
Ben oralıyım…
Ben ne olduysam, ve ne olacaksam oyum…
Bir gün ne olmak istiyorsam o olacağım.
Bir gün asma olacağım…
Ve gelip geçenlere şarabımı sunacağım…
Ben mesajım ve mesaj taşıyıcıyım,
kısa adreslerim ve postayım…
Bu senin adın
dedi bir kadın
ve kayboldu kendi beyazlığının koridorunda.
Bu senin adın, iyi ezberle onu!
Tartışma onun herhangi bir harfini,
görmezlikten gel kabilesel bayrakları,
dost ol yatay adınla
dene onu yaşayanla ve ölenle…

Ey adım: büyüyeceksin ben büyüdükçe,
taşıyacaksın beni, seni taşıyacağım gibi,
bir yabancı kardeştir bir yabancıya…

Ey adım: Neredeyiz şimdi?
Söyle bana: Şimdi nedir? Yarın nedir?
Zaman nedir, mekan nedir,
eski nedir, yeni nedir?

Bir gün ne olmak istiyorsak o olacağız.

Yolculuk başlamadı henüz, yol bitmedi.
Bilgeler ulaşamadılar henüz sürgünlerine,
Sürgünler elde edemediler henüz bilgeliklerini…

Her rüzgarda bir kadın alay eder şairiyle:
-Ver bana dişiliğimi
ve al şu bana sunduğun yönü,
şu parçalanmış yönü…

Hangi rüzgar taşıdı seni buraya?
Söyle bana yaranın adını…
Kendi kanım acıtır beni, damar kadar tuz da…

Kim var Babilyon’dan sonra?...

Bir peygamber değilim kehanet iddiası taşıyan…

Bir kitap yetmez söylemeye:
Mevcut bulurum kendimi yokluğun tamlığında.

Her arayışımda başkalarını, kendimi bulurum.
Onları aradığımda, kendi yabancı varlığımı görürüm yalnızca.
Kalabalıklarla dolacak bir birey miyim?

Ben yabancıyım. Saman Yol’u boyunca sevgilime
yürümekten yorgun. Sıfatlarımdan yorgun…

Denizcilerle sarılı çevrem, fakat liman yok…

Gördüm ölülerin ne hatırladıklarını ve ne unuttuklarını…

Çözülür öğeler ve duygular. Göremem bedenimi
orada.
Hissetmem ölümün yakıcılığını, ne de daha önceki hayatımın.
Başka bir kişiydim sanki.
Kimim ben? Ölü ya da yeni-doğan?...

Fransız doktorumu gördüm,
hücremin kapısını açarken
dövdü beni bir sopa ile
mıntıkadan iki polisin yardımıyla…

Rene Char’ı gördüm
Heidegger ile otururken
İki metre uzağımda.
İzledim onları şaraplarını içerken,
ve bahsetmiyorlardı şiirden… bir ışık şuasıydı diyalogları…

Gördüm ağlayan üç dostumu
dikerken kefenimi
altın ipliklerle.

Gördüm Al-Ma’ari’yi kovalarken eleştirmenlerini
kasidesinden:
Kör değilim
sizin gördüğünüzü göremeyen,
ışık basirettir, ya hiçliğe…
ya da çılgınlığa götüren…
Yok yeterli ömrüm, sonumu başlangıcıma bağlayabilecek.
Çobanlar aldı hikayemi…

Kırsaldır günlerimiz, kabile ile kent arasında kırsal…

Ben kendi kendine konuşanım:
Son kasidem hurma ağacımdan düştü.
Ve kendi içime seyahat ederim
ve ikiliklerle kuşatılmışım,
fakat gizemine değer hayat…

Ben kendi kendine konuşanım:
Küçük şeylerden doğar büyük düşünceler.
Sözcüklerden değildir gelişi ritmin,
fakat iki bedenin birlikteliğinden gelir,
uzun bir gece içindeki…

Ben o’yum kendi kendine konuşan… Sen ben misin?...
“Asla unutma beni” Ey ölüm…

Ey genç kız, ne yaptı sana tutku?...
Ve bir bayramdır yeryüzü….

Yeryüzü bir bayramdır kaybedenler için (ve biz de onların arasındayız) … Bizler, Hz. İsa’nın öğretileri olmadan da iyiydik ve çilekeştik


Dedim Şeytan’a: Hayır, etme beni imtihan!
Yağdırma bana musibetlerini! Sokma beni ikilikler
içine. Bırak beni olduğum gibi kalayım…

Vaktim gelmedi henüz. Hasat zamanı gelmedi henüz…
Beklemiyor kimse orada.
Vaktimden önce ve vaktimden sonra geldim…
Ne görüyorsan oyum. Ben uzakta olanım…

Kimim ben, ey sen! Yarat beni seni yarattığım gibi…
Yardım et bana katlanabilmen için ölümsüzlüğün sıkıntısına…

Ey Anat, benim özel tanrıçam, söyle şarkını.
Ben okum ve avım,
Ben sözcüklerim, ağıtçıyım, müezzinim
ve şehidim.

Asla demedim elveda yıkıntılara…

Yaşamak istiyorum….
Başlangıç nedir?
Son nedir? Kimse geriye dönmedi ölümden,
bize
gerçeği söyleyecek.

Ey ölüm, bekle beni bu toprağın ötesinde, kendi ülkende…
Varoluşçular baştan çıkartıyorlar beni,
her anı
özgürlük, adalet ve tanrıların şarabı ile tüketmek üzre…
Ey ölüm, zaman tanı bana cenaze hazırlıklarım için…
Ey ölüm, bekle! Çantamı yapmam için:
Diş fırçası, sabun, ustra, kolonya ve giysiler.
Hava ılıman mı orada?...
Bir kitap yeterli mi bana? Zaman öldürmek için,
yoksa bir kütüphaneye mi ihtiyacım olacak?
Hangi dili konuşuyorlar orada?
Günlük halk dili mi, yoksa klasik Arapça mı?...

Gel dostça ve içten olalım:
Benim hayatım senin, tümüyle yaşandığında.
Karşılığında, bırak seyredeyim yıldızları.
Ölmedi hiç kimse tamamen.
Ruhlar için, bir biçim ve yer değişimidir yalnızca…

Her hangi bir hastalığa ihtiyacın yok beni öldürmek için.
Öyleyse daha asil ol böceklerden.
Kendin ol-saydam, Görünmeyen’den açık bir mesaj.
Ve aşk gibi, ağaçlar arasında öfkeli bir fırtına ol.
Oturma kapılarda bir dilenci ya da vergi memuru gibi.
Olma sokaklarda bir trafik polisi.
Güçlü ol, iyi su verilmiş çelikten ol ve çıkar şu tilki maskesini.
Cesur ve şövalyemsi ol ve başlat öldürücü saldırılarını.
Söyle ne söylemek istiyorsan:
“Bir anlamdan diğerine yükselirim.
Akışkandır hayat, damıtırım onu…”

Ey ölüm, bekle ve otur şu koltuğa,
ve bir bardak şarap al ve tartışma benimle…
Ben kimim ki, senin bir ziyaretine değecek?
Vaktin oldu mu şiirimi irdelemeye?
Hayır, tabii. Senin işin değil bu.
Sen insanın dünyevi bedeni ile ilgilisin,
sözleri ve eylemleri ile değil.

Ey ölüm, yendi seni tüm sanatlar…
Tuzağa düşüremezsin ölümsüzü…

Yaşamak istiyorum. Yapacak işim var…

Bir kadının avuç içinde tutarım benim değerli sonsuzluğumu.
Doğdum, sonra aşka düştüm, sonra göçtüm…
Rüyalardır bizim tek sözümüz.

Ey ölüm, kay karanlığa…
Sensin sürgün olan.

Yok senin kendi hayatın.
Benim ölümümdür sadece senin hayatın.
Ne yaşarsın ne de ölürsün bu yüzden…
Sensin, yalnız sürgün olan,
Hiçbir kadın tutmaz seni göğsüne.
Hiçbir kadın paylaşmaz seninle gecenin tutkusunu…
Yok hiçbir çocuğun yanına gelip: Seni seviyorum diyecek…
Yaşamak ve seni unutmak istiyorum…

İyi bir dost ol, Ey ölüm!...
Belki biraz aceleciydin Kabil’e atış sanatını öğrettiğinde.
Belki biraz yavaştın Yakub’un ruhuna kalıcı sabır öğretirken…

Burada, bu burada-olmayanda ve orada-olmayanda, özgürüm.
Git kendi sürgününe geri, tek başına…
Kaba ve acımasız olma!...

Ey ölüm, tarih senin ikizin mi yoksa düşmanın mı? …

Ey ölüm, bekle beni deniz kıyısındaki romantiklerin Cafe’sinde.
Okların tutturamadı hedefi bu kez, ve geri döndüm ölümden…

Teşekkür ederim sana, ey hayat. İnanma bana eğer dönersem
ya da dönmezsem.
Ne yaşıyordum ne de ölüydüm.
Yalnız sen-sendin yalnız olan, mutlak yalnız olan…

Ne yararı olacak ruhun eğer hasta ise bedenim ve görmüyorsa işlev.
Ey kalp, kalp, geri getir adımlarımı…

Sözcükler arasında özgür evliliği tercih ederim.
Dişil bulmalı doğru erili
şiirin düzyazıya doğru sürüklenişinde…

Nereden doğar şiir sanatı?
Kalbin meylinden mi, bilinmeyenin bir doğuştan anlamından mı, bir çöldeki bir kırmızı gülden mi?
Kişisel olan kişisel değildir, evrensel olan evrensel değildir…

Düşten düşe uçarım fakat sonum yoktur.
Düş göreceğim, ama rüzgarın arabalarını tamir için değil, yaralı
ruhları iyileştirmek için değil.
Aldı yerini şimdiden efsane-gerçek içinde bir entrika.
Bir şiir değiştiremez ne geçeni… ne de önleyebilir bir depremi.
Fakat ben düş göreceğim…
Çobanların ve kralların kuşatması altında değilim.
Bugünüm, yarınım gibi, benimle birlikte.
Küçük bir not defterim olacak.
Bir kuşun bir bulutu her otlayışında yazarım onu defterime.
Çözdü kanatlarımı düş.
Ben de uçarım. Her canlı varlık bir kuştur.
Ben neysem oyum ve daha fazlası değil…

Ben neysem oyum…
Roma’nın tuz yollarını bekleyen dalkavuklarından biri değilim…

Kalple öğrendim tüm kalbimi…

Çilekeş bir Sufi’ye benzer kalbim…
Kalbin suyu kuruduğunda, daha soyut olur estetik,
pelerin giyer tutkular, ve zekilik içinde sarmalar kendini bekaret…

Gılgamış’ın yeşil adımlarını izleriz, zaman zaman.
Hiçliğin tam bir varlığı…
Kırılır içinde yokluk, küçük bir su kavanozu gibi.
Enkidu uykuya daldı ve uyanmadı bir daha…
Enkidu!...
Yoruldun mu benden, dost? Neden terk ettin beni?

Güzel gençliğimiz olmadıkça bilgeliğimizin ne yararı var?...
Kimim ben, tek başıma?

Kalk artık!
Hareket et bilge kişilerden önce, tilkiler gibi, sar etrafımı.
Her şey boş. Hayatın bir hazinedir, yaşa onu zengince öyleyse…

Uyanmanı yaşa, düşünü değil.
Her şey ölür.
Yaşa hayatını sevilen bir kadın gibi.
Hayat senin bedenindir, her hangi bir yanılsama değil.
Bekle ruhunda taşıyacağın bir çocuk için.
Döllenmek ölümsüzlüktür, bizim için.
Her şey boş ve ölümlü, ya da ölümlü ve boş.
Kimim ben? Şarkıların Şarkısı’nın şarkıcısı mı?
Cemaatlerin bilgesi mi? Yoksa her ikisi mi?...

Boş, boşların boşu…boş!
Yeryüzündeki tüm yaşayanlar göçmek zorunda…

Taçın ne yararı olur bana?

Hiçbir şey kalıcı değildir sonsuza dek.
Doğmanın zamanı var
Ölmenin zamanı,
Konuşmanın zamanı var
Susmanın zamanı…

Mutlu bir çocuk değildim zamanında.
Fakat, mesafe becerikli bir demircidir,
dönüştürebilir değersiz demiri ayışığına…

Kendime dedim: Hayattayım…
Yeterince dünlerim oldu; bir yarındır ihtiyacım…

Şiir öğret bana Homer’in topraklarında dolaşabilmek için…
Şiir öğret bana. Bir genç kızın bir şarkıya ihtiyacı olabilir -
uzaktaki sevgilisi için…

Geçici bedendir benimki, var ve yok olan.
İki metre toprak yeter şimdilik…

Tarih alay eder hem kurbanları, hem de kahramanlarıyla.
Bir göz atar onlara geçerken ve devam eder yoluna.

Deniz benimdir. Temiz hava benim.
Ve benin adım… benim…
Bana gelince…
Ben benim değilim.
Ben benim değilim.
Ben benim değilim.
2000








Kuşatma Altında

Burada, tepelerin yamaçlarında, Alacakaranlığın ve
Zamanın güllesinin karşısında,
Kırılmış gölgelerin bahçelerinin yakınında,
Tutsakların yaptığını yaparız biz,
Ve işsizlerin yaptığını:
Umut ekeriz.
**
Burada yoktur “Ben”.
Burada hatırlar Adem tozunu çamurunun.
**
Kuşatmada birer aralıktır hayat…
**
Ölçerler askerler
Varlıkla yokluk arasındaki mesafeyi
Bir tankın gezi ile.
**
Ölçeriz biz bedenlerimizle
Obüs arasındaki mesafeyi altıncı hislerimizle.
**
Siz, kapı aralığında duran, girin içeri,
İçin bizimle Arap kahvesini.
Ve anlayacaksınız sizin de bizim gibi insan olduğunuzu.
Siz, evlerin kapı aralıklarında duranlar
çıkın dışarı bizim sabahlarımızdan.
Bizler de hissedeceğiz güvenini
sizler gibi insan olmanın, o zaman.
**
Gözden kaybolunca uçaklar, beyaz, beyaz güvercinler
uçarlar ve yıkayıp temizlerler gökyüzünün yanaklarını…
**
Askerlerin arkasındaki selviler, minareler korurlar
Gökyüzünü çökmekten…
**
(Bir Katil’e)
Eğer incelemiş olsaydın kurbanın yüzünü
ve düşünseydin iyice, anneni hatırlamış olacaktın
Gaz odasındaki, ve kurtulmuş olacaktın silah mantığından
Ve değiştirecektin fikrini: Bu yol değil
kişinin kimliğini tekrar bulacağı yol.
**
Kardeşlerimiz var bu geniş alanın ötesinde
Mükemmel kardeşler. Severler bizi. Seyrederler bizi ve ağlarlar.
Ve sonra, gizlice, söylerler birbirlerine:
“Ah! Eğer bu kuşatma ilan edilmişse…”. Bitirmezler
Cümlelerini:
“Terk etmeyin bizi, bırakmayın bizi.”
**
Kayıplarımız: her gün iki ile sekiz arasında şehit ve
on yaralı ve
elli zeytin ağacı…
**
Bir kadın dedi buluta: ört sevdiğimi
Benim giysim kana bulandı çünkü.
**
Eğer yağmur değilsen, sevdiğim
Ağaç ol!
Doğurganlıkla yüklü ağaç ol.
Eğer ağaç değilsen sevdiğim
Taş ol!
Nemle doymuş taş ol.
Eğer taş değilsen sevdiğim
Ay ol!
Seven kadının rüyasındaki, ay ol.
(Böyle söyledi bir kadın oğluna, oğlunun cenazesinde)
**
Yorulmadın mı ey nöbetçi?
**
Birazcık mutlak ve mavi sonsuzluk
yeterli olacak
Bu günlerin yükünü hafifletmeye ve
bu yerin batağını temizlemeye.
**
Ruha bağlıdır doruğundan aşağı inmek ve
ipek ayakları üstünde yürümek
yanım sıra, el ele, iki eski
dost gibi, ekmeğini
ve antik şarap bardağını paylaşan.
Yürüyebiliriz bu yolu birlikte.
Ve sonra farklı yönler alacaktır günlerimiz…
**

Hayat burada, orada değil.
**
Kuşatma durumunda, zaman mekan olur
Kendi sonsuzluğunda sabitlenmiş.
Kuşatma durumunda, mekan zaman olur
Dününü ve yarınını kaybetmiş olan.
**


Direnmek, kişinin kalb sağlığını teyid etmesi
demektir…
**
Yazmak hiçliği ısıran bir eniktir
Yazmak yaratır hiçbir kan izi bırakmadan.
**
Bağırırım yalnızlığım içinde:
Uyandırmak için değil uyuyanları;
Fakat çığlığım uyandırsın diye beni
Kendi esir hayalimden.
**
Ben sonuncusuyum şairlerin
Kendi düşmanlarının kaygılarını paylaşan.
Dünya belki de dardı
İnsanlara
ve tanrılara.
**
Ayakta burada. Oturarak burada. Her zaman burada.
Ebedi burada. Tek bir amacımız var, bir tek:
Var olmak.
**
(Şiir’e)
Kuşat kuşatmanı!
**
(Şiir ve Düzyazı’ya)
Uçun birlikte!
Bir kırlangıcın iki kanadının
Kutlu ilkbaharı taşıdığı gibi.
**
Yirmi satır yazdım aşk üstüne
Ve bana öyle geldi ki bu kuşatma onu
yirmi metreye genişletti.
**
Alay için de vakit bulur:
Telefonum çalmıyor,
kapı zilim de öyle.
Nasıl bildin
burada olmadığı mı?
**
(Aşk’a)
Aşk, görünmezin kuşu!
Bırak öyleyse sonsuz maviyi ve
yokluğun ateşini.
**
“O ya da Ben”, Böyle başlar savaş. Fakat
bitirir kendini sıkıntılı bir karşılaşma ile:
“O ve Ben”.
**
“Ben ve Kadınım, sonsuza dek”
Böyle başlar aşk. Fakat
bitirir kendini sıkıntılı bir elveda ile
“Ben ve O kadın”
**
(Okur’a)
Güvenme şiire
Bu yokluğun çocuğuna,
Çünkü o ne sezgi
ne de düşüncedir
fakat içinde bulunduğun
uçurumun anlamıdır…
**
… Ve yeni bir şey yok uygar dünyada.
Barbarlık dönemleri geçti,
kurban artık anonim, sıradan.
Kurban… gerçek gibi, görece.
Vs. vs.
**
Barış, iki sevgilinin iniltisi
kendilerini yıkayan
Ay ışığında.
**
Barış, mazereti güçlünün,
Silahta daha zayıf, ufuklarda
daha güçlü olana.
**
Barış, bir hayat şarkılar, burada hayatla,
Başağın şarkı teli üstünde…
2002
Başka Bir Gün Gelecek

Başka bir gün gelecek, kadınsı bir gün
istiarede şeffaf, yaratmada olgun,
ziyarette elmas, … güneşli,
esnek, hafif gölgeli. Hiç kimse duymayacak
bir arzu, intihar yada terk etmek için.
Geçmiş dışında, herşey doğal ve gerçek biçimde,
Kendilerinin önceki özellikleriyle aynı olacak…

Başka bir gün gelecek, kadınsı bir gün
Jestte şarkı gibi, selamlamada lapis…
Herşey kadınsı olacak, geçmiş dışında.
Su akacak kayanın göğsünden.
Ne toz, ne kuraklık, ne yenilgi.
Ve güvercin uyuyacak öğleden sonra
terk edilmiş bir savaş tankının içinde,
eğer bulamamışsa bir yuva
aşıkların yatağında.
2003
Beklerken

Beklerken, takıntılı bir halde gözden geçirdim
bir çok ihtimali:
Unutmuştur belki kadın
Küçük çantasını trende, ve kaybetmiştir adresimi
ve cep telefonunu. Bu yüzden yitirmiştir iştahını…
Belki acil bir işi çıkmıştır yada
Gitmiştir belki güneye, güneşi ziyarete, ve
Sabah bana telefon etmiş ve beni bulamamıştır.
Alışverişe çıkmıştım gecemiz için,
gardenyalar ve iki şişe şarap almaya.
Tartışmıştır belki eski eşiyle
hatıralar üstüne ve yemin etmiştir,
onu ileride hatıralar yaratmada tehdit edebilecek,
bir başka erkeği görmemeğe.
Belki bir taksi çarpmıştır ona sokakta, bana gelirken…
Ve sakinleştiriciyle uykuya daldırılıp tedavi edilmektedir
Hala.
Belki de evden çıkarken aynaya bakmıştır… İçini çekip
Tereddüt etmiştir: Benden başka herhangi birisi
Hak ediyor mu benim kadınlığımı.
Yada belki de, tesadüfen, hala kopamadığı eski bir aşkınla karşılaşmıştır ve akşam yemeğinde ona katılmıştır.
Yada belki ölmüştür.
Çünkü ölüm, benim gibi, aniden sever,
Ve ölüm, benim gibi, sevmez beklemeyi.
2003




Gizemli Bir Olay Gibi

Pablo Neruda’nın evinde
Pasifik kıyıları üstünde,
Yanis Ritsos’u hatırladım.
Atina “denizden gelenleri” ağırlıyordu
bir anfitiyatroda
Ritsos’un çığlığı ile aydınlanmış olan:
“Ah Filistin
Ey toprağın adı,
Ey gökyüzünün adı,
Kazanacaksın…”
Ve kucakladı beni, sonra takdim etti beni
Eliyle zafer işaret yaparak:
“Bu benim kardeşim.”
Kendimi kazanmış (ve benden geriye, ışıktan başka,
bir şey kalmayan) bir elmas gibi kırılmış hissettim…
Dedim: Nedir şiir? Nedir şiir, öz olarak?
Dedi;: Gizemli bir olay. Şiir, sevgili dostum, açıklanamayan şu özlemdir:
Bir şeyden bir hayalet ve bir hayaletten bir şey yapan özlem.
Fakat, açıklayabilir o, aynı zamanda, genel
Güzelliği paylaşma ihtiyacımızı…
Ve dedim: Sizden çok şey öğrendim.
Öğrendim, hayatı sevmek için, kendimi eğitmeyi.
Ve öğrendim beyaz Akdeniz’de nasıl kürek çekeceğimi
Ararken yolu ve evi, yada
Yolun ve evin ikiliğini.
Komplimana pek yüz vermedi. Bana kahve
İkram etti.
Sonra dedi: Sizin Odysseus geri dönecek evine
sağ salim,
geri dönecek O…
Ve seslendi tanrıçalardan birine:
Eğer yolculuk kaçınılmazsa
Bırak sonsuz olsun!
2003

















Perşembe, Cuma, Cumartesi


Eğer iki kalbim olsaydı, duymazdım
pişmanlık hiçbir aşktan.
Kendimi yanılttığımda derdim:
Ah yaralı kalbim, kötü bir seçim yaptın!
Ve sağlam kalbim götürürdü beni
yeni kaynaklara…
2003











Diğerlerini de Düşün

Kahvaltını hazırlarken, diğerlerini de düşün.
(Unutma güvercinlerin yemini.)

Savaşlara girişirken, diğerlerini de düşün.
(Unutma barış isteyenleri.)…

Eve girerken, kendi evine, diğerlerini de düşün.
(Unutma çadırlarda yaşayan insanları.)

Uyumak için yıldızları sayarken, diğerlerini de düşün.
(Kimilerinin rüya görmek lüksü yok)

Kendini mecaz-ı mürselle özgürleştirirken,
diğerlerini de düşün.
(Hani şu konuşma hakkını yitirenleri.)

Uzaktaki diğerlerini düşünürken,
kendini de düşün.
(Söyle kendine: Karanlıktaki mumdan başka neyim ki?)

2005














Sanki Neşeliymişim Gibi

Sanki neşeliymişim gibi eve döndüm.
Kapının zilini çaldım birkaç kez ve bekledim…
Belki gecikmiştim. Kimse açmadı kapıyı.
Koridorda hiçbir nefes yok.
Hatırladım evimin anahtarlarına sahip olduğumu.
Ve özür diledim kendi kendimden:
Unuttum seni. Gir içeri!
Girdik içeri. Kendi evimde
Hem misafir eden ve hem de misafirdim.
Baktım boş eşyalara,
Bulamadım bir iz kendimden.
Belki… belki hiç bulunmamıştım burada.
Bulamadım hiçbir benzerlik aynalarda.
Sordum kendime: Neredeyim ben?
Ve, boşuna, bağırdım uyandırabilmek için kendimi
bu sayıklamadan…
Dedim kendi kendime: Neden bu geri dönüş?
Ve özür diledim kendimden: Unuttum seni.
Çık dışarı!
Fakat yapamadım. Yönelttim kendimi yatak odasına,
Ve koştu rüya bana doğru,
Sarmaladı beni ve sordu:
Değiştin mi? Değiştim, çünkü daha iyidir
evde ölmek, terkedilmiş bir yere doğru giden
yoldaki bir araç tarafından ezilmekten!
2005






Dedi O’na Erkek: Ah , Keşke Daha Genç Olsaydım

Dedi ona erkek: Ah, keşke daha genç olsaydım…
Dedi kadın: Büyüyeceğim gece boyunca,
güzel kokusu gibi yaseminin…
Ve sen, gençleşeceksin uyurken,
Çünkü bir çocuktur bütün uyuyanlar…
Dedi ona erkek: Yok yer kalbimde
Bahçe için, genç kadın…
Yok zaman bedenimde, bir yarın için…
Büyü acele etmeden, yavaş yavaş.

Dedi ona kadın: Nasihatın yeri yok aşkta .
Al beni ki büyüyebileyim!
Al beni gençleşmek için.

Dedi ona erkek: Yarın, büyüdüğünde,
diyeceksin: Ah neden artık genç değilim!
Dedi ona kadın: Bir meyve gibidir arzum,
daha sonraya ertelenemeyecek olan…
Yok zaman bedenimde
yarınımı bekleyebilecek!
2005












Kontrpuan-Elveda Edward

Edward Said için…

New York/Kasım/Fifth Avenue


Orada, gökyüzü gibi yüksek,
elektrikten bir uçurumun kapısında,
buluştuk Edward ile,
otuz yıl önce, daha az vahşiydi zaman o günlerde…

Dedik her ikimiz:
Eğer geçmiş yalnız bir tecrübeyse,
yap gelecekten bir anlam ve bir ufuk.
Gel gidelim, gel gidelim geleceğe, güvenerek
tahayyülün içtenliğine ve çimenin mucizesine.


Yok bir yarın
dünde, gel ilerleyelim öyleyse.

…New York. Uyanır Edward
bir tembel şafağa. Çalar piyanoda
Mozart’ı.
Koşar etrafında üniversitenin tenis
kortunun.
Düşünür düşüncelerin yolculuğunu, sınırların
arasında ve üstünde engellerin.
Okur New York Times’ı.
Yazar kızgın yorumlarını. Lanetler
bir Oryantalisti,
General’e, bir Oryantal kadının kalbindeki
zayıf noktayı gösteren. Alır duşunu.
Seçer şık kıyafetini. İçer
sütlü kahvesini. Bağırır şafağa:
Dolaşma aylak aylak öyle!

Yürür rüzgar üstünde ve rüzgar içinde
bilir kendini. Yoktur tavanı rüzgarın,
yoktur hiçbir ev, rüzgar için. Pusuladır
rüzgar, yabancının Kuzey’inin.
Der: Oradanım ben, buradanım ben,
fakat ne oradayım ne de burada.
İki ismim var buluşan ve ayrılan…
İki dilim var, fakat unuttum çoktan
hangisinin rüyalarımın dili olduğunu.
Bir İngilizce dilim var, yazmak için,
bol cümleler üreten,
ve bir dilim var içinde Cennet ile
Kudüs’ün, bir gümüş ahenkle muhabbetle bulunduğu,
fakat tahayyülüme ürün vermediği.

Kimlikten ne haber? Diye sordum.
Dedi: Meşru müdafadır o …
Doğumun çocuğudur kimlik, fakat
sonuçta, kendi kendinin keşfidir, ve
değildir geçmişten kalan bir miras.
Ben çoğulum.
İçimde sürekli yeni bir iç. Ve
kurban sorununa aitim ben. Oradan
olmasaydım, eğitir olurdum kalbimi
orada, mecazın karacalarını beslemeyi.
Bu nedenle, taşı anayurdunu her nereye
gidersen, ve ol bir narsist
eğer gerekliyse.
Sürgündür dış dünya,
Sürgündür içi dünya.
Ve nesin sen ikisi arsında?

Bana gelince, bilmiyorum ben,
kaybetmeyeceğim onu bu nedenle. Ben
ne isem oyum.
Ben kendi diğerimim, bir ikilik,
yankılama kazanan konuşma ile jest arasında.
Şiir yazmak durumunda olsaydım, şöyle
söyler olacaktım:
Ben ikiyim bir içinde ,
bir kırlangıcım kanatları gibi,
memnun olan iyi kehanet getirmekten,
bahar geciktiğinde.

Sever bir ülkeyi ve ayrılır.
(İmkansız çok mu uzakta?)
Sever bilinmeyen şeylere doğru ayrılmayı..
Özgürce yolculuk yaparak kültürler arasında,
hani şu insani özün peşinde olanların, ve
bulabilir bir alan herkesin oturabileceği…
Bir kenar ilerler burada. Ya da bir Merkez
çekilir geri. Doğu’nun tam anlamıyla
doğu olmadığı, ve Batı’nın tam anlamıyla
Batı olmadığı yere,
kimliğin çoğulculuğa açık olduğu,
bir kale ya da bir siper olmadığı yere.


-Hiç roman yazdın mı?
Denedim… Denedim tekrar kazanmayı
imajımı uzaktaki kadınların aynalarından.
Fakat gittiler aceleyle kendi korumalı gecelerine;
Söyleyerek: Bizim dünyamız bağımsızdır her
hangi bir metinden.
Bir erkek yazamaz, hem bilinmez hem de
rüya olan bir kadını.
Bir kadın yazamaz, hem sembol hem de
yıldız olan erkeği.
Yoktur aynı olan iki aşk. Yoktur aynı
olan iki gece. Öyleyse gel sayalım erkeklerin
niteliklerini ve gülelim.
– Ve ne yaptın sonra?
Güldüm saçmalamama
ve attım romanı
çöp kağıt sepetine.

Entelektüel çalışır duruma getirir romancının
söyleyebileceğini
ve filozof yorumlar ozanın güllerini.

Sever bir ülkeyi ve ayrılır:
Ben ne isem ve ne olacaksam oyum.
Kendim seçeceğim kendi yerimi,
ve seçeceğim sürgünümü. Bir epik
sahnenin son perdesi benim sürgünüm.
Savunurum şairin hatırlamalara ve yoruma ihtiyacını,
Savunurum ülkeyi ve sürgünü üç giysili kuşlarda,
Ve savunurum bir aşk şiiri yazmaya
müsaade edecek kadar cömert olan ay’ı…


- Öyleyse vurabilir mi seni özlem?
Daha yüksek daha uzak bir yarına özlem,
çok daha uzakta olana. Düşüm öncülük
eder adımlarıma…

Değiştirebiliriz uçurumun kaçınılmazlığını.

-Ve var mı dün’e yönelik özlem?
Bir entelektüele uygun olmayan bir duygu…
Benim özlemim bir mücadeledir bir
bugün üstüne…

-Sokuldun mu gizlice düne
gittiğinde o eve, kendi evine,
Talbiya’daki Kudüs’ün?
Hazırladım kendimi uyumaya
annemin yatağında, babasından korkmuş
küçük bir çocuk gibi.
Doğumumu hatırlamaya çalıştım ve
gözetlemeyi Saman Yolu’nu eski evimin
çatısından. Yokluğun derisini ve bahçedeki
yasemindeki yaz kokusunu okşamaya çalıştım.
Fakat sırtlan, olan gerçek
itti beni uzağa bir hırsıza benzer özlemden.
–Korktun mu? Ne korkuttu seni?
Gelemedim kayıpla yüz yüze.
Dikilip kaldım kapıda bir dilenci gibi.
Nasıl izin isteyebilirdim yabancılardan
kendi yatağımda yatabilmek için…
Sorabilir miydim onlara beş dakikalığına
kendimi ziyaret edip edemeyeceğimi?...
Sormazlar mıydı:
Kim bu meraklı yabancı ziyaretçi? diye.
Ve nasıl konuşabilirdim savaş ve
barış hakkında
kurbanlar ve kurbanların kurbanları
arasında…?
Ve demezler miydi bana: İki rüya için
yer yok, bir yatak odasında?

Soru soran
ne benim ne de o; bir okurdur soru soran:
Ne söyleyebilir şiir bir felaket zamanında?


Der : Şiir misafir edebilir kaybı,
bir ışık ipliği misali bir gitarın kalbinde parlayan;
ya da bir İsa,
bir at üstünde delip geçen güzel mecazlarla.
Çünkü, estetik gerçeğin varlığıdır
Biçimde.
Bir gökyüzü olmayan bir dünyada,
yeryüzü bir uçurum olur.
Şiir, bir teselli, bir sıfatı
rüzgarın, güneyden ya da kuzeyden.

İcat et konuşmak için bir umut,
İcat et bir yön, bir serap, umutu yaymak için.
Ve şarkı söyle, “estetik özgürlüktür” çünkü.

Derim: Ölüm dışında tanımlanamayan
Hayat, değildir bir hayat.

Der : Yaşayacağız.
Öyleyse gel sözcüklerin ustaları olalım,
”okurlarını ölümsüz yapan sözcüklerin“
dostun Ritsos’un dediği gibi.

Dedi ayrıca: Eğer senden önce ölürsem,
Vasiyetim: “imkansız olandır.”
Sordum: İmkansız çok uzaklarda mı?
Dedi: Bir kuşak ötede.
Sordum: Ve eğer ben senden önce ölürsem?
Dedi: Celile dağına sunacağım
taziyelerimi.
Ve yaz, “Estetik kavuşmaktır huzura.”
Ve şimdi, unutma:
Eğer ölürsem senden önce, vasiyetim
“imkansız” dır.

En son ziyaret ettiğimde onu Yeni
Sodom’da (New Sodom),
İkibin iki yılında, Sodom’un Babil
halkı üstüne açtığı savaşla ve
kanserle boğuşuyordu.
Son epik kahraman gibiydi;
anlatıyı paylaşabilmek için,
Truva’nın hakkını savunan.

Bir kartal, süzülen yükseğe ve daha
yükseğe,
elveda diyen kendi yüksekliğine,
çünkü yorucudur Olympus’ta ve
yüksekliklerde oturmak.

Elveda, elveda acının şiiri.
2005



Düşmek Zorundamıydık?

Düşmek zorunda mıydık bu büyük yükseklikten, ellerimizde
kanı görebilmek için, … sandığımız gibi, melek olmadığımızı
anlayabilmek için?

Sergilemek zorunda mıydık dünyanın önünde hatalarımızı,
gerçeğimiz artık bakir kalmasın diye?

Ne kadar yalan söyledik şunu dediğimizde: Biz istisnayız!
Daha kötüdür salt kendine inanmak, başkasına yalan söylemekten!

Bizden nefret edenlere dostça davranmak ve bizi sevenlere
karşı kıyıcı olmak-bu kendini beğenmişin
alçaklığı ve alçağın kendini beğenmişliğidir.
Ey geçmiş: Değiştirme bizi, her ne zaman senden uzaklaştığımızda!

Ey gelecek: Sorma bize: “Kimsin sen” ve “benden ne
istiyorsun”? Biz de bilmiyoruz, çünkü.

Ey bugün! Katlan bize biraz daha, çünkü gelip geçenlerden
başka bir şey değiliz.

Kimlik: Bıraktığımız mirastır ve bize bırakılan miras değil.
İcat ettiğimizdir, hatırladığımız değil.

Kimlik, görüntüyü her sevdiğimizde
kırmak zorunda bulunduğumuz aynanın yolsuzluğudur.


Kim girer cennete ilk? Düşmanın kurşunlarıyla ölen mi,
yoksa kardeş kurşunuyla ölen mi?...

Utanmıyorum kimliğimden, çünkü yapılma süreci
içindedir hala o: Fakat Ibn Haldun’un
Mukaddeme’sinin bazı bölümlerinden utanıyorum.

Sen, bundan böyle, kendi kendin değilsin!
2007

16 yorum:

  1. Sara ile yedi yıldır ilişkide bulunduktan sonra o benimle ayrıldı, geri getirmek için elinden gelen her şeyi yaptım, ama hepsi boşuna, onu sevdiğim için o kadar çok geri istiyordum, her şeye yalvardım. , Söz verdim ama reddetti. Sorunumu arkadaşıma açıkladım ve geri getirmemde yardımcı olabilecek bir aşk doktoruyla iletişim kurmamı önerdi; ancak fikri çok düşünmüştüm, denemekten başka seçeneğim yoktu, aşk doktoruna gönderdim ve Bana üç gün önce her şeyin yoluna gireceği konusunda bir sorun olmadığını söyledi, sevgilim sara üç gün sonra onun sözleri geçti ve şaşırtıcı bir şekilde ikinci gününde döndü, 4 civarında oldu. Sevgilim sara beni aradı, çok şaşırdım, çağrıyı cevapladım ve tek söylediği, olan her şey için çok üzüldüğünü, beni geri getirmek istediğini, beni çok sevdiğini söyledi. Geri döndüğünden çok mutluydum, nasıl tekrar mutlu bir beraber yaşamaya başladık. O zamandan beri, tanıdıklarımın bir ilişki problemi olduğuna dair söz vermiştim, bu kişiye kendi problemimle bana yardım eden ve herkesten farklı olan tek gerçek aşk doktoruna atıfta bulunarak ona yardım edeceğim. Orada. Herkes bu aşk doktorunun, e-postasının (dr.gokosspiritualcaster@gmail.com) çağrısı ya da metni ve onun cep telefonundaki whatsapp'ın yardımına ihtiyaç duyabilir +2348056398964. Ilişkinizde ya da başka herhangi bir şeyde yardıma ihtiyacı varsa ona e-posta gönderebilirsiniz. HİÇBİR KONUŞMASI İLE BİRLİĞİNE KARŞI HİÇBİR ŞEKİLDE ÇÖZÜM İÇİN HER ŞEYE İNDİRMEMİZ.

    YanıtlaSil
  2. Merhaba herkes Amerika Birleşik Devletleri'nden Kim'dir, sevgilim başka bir kadın için 3 yıl beni terk ettikten sonra aileme mutluluk getiren bu büyük adam adına tanıklık yapmaya gelmişti, Chris'i gerçekten sevdi çünkü ilk benimimdi Aşkı seviyorum Chris'i hayatıma geri getirmek için gücümün her şeyini denedim ama tanıştığım insanlar sadece beni aldatmaya devam ettiler ve bana yalan söylediler Sonra normalde cumartesi günlerinde saçlarımı yaptırmak ve bazı şeyler yapmak için dışarı çıktım, o zaman insanlar tartışıyorlardı Orada bir radyo dinlerseniz bir salon var, orada bir program var (eski halimi nasıl geri döndüm) Ve Dr Sunny hakkında bu adamın sevgilisini geri getirmesinde çok insana nasıl yardım ettiğine dair çok konuşmaya başladım, o yüzden derhal gittim Salonda tanıştığım bayanlara yakındır ve onlara şeyleri anlattım, Dr Sunny'e kasabanın konusunu yaptığını ve insanlar internette arama yaptıktan hemen sonra yardım istediğini söyledi. Dr Sunny ile ilgili şeyler şimdi var Dr Sunny'i salonda anında irtibat kurdum, Dr Sunny'e bir telefon açtım ve sorunumu onunla paylaştım, onunla sadece mutlu olmam gerektiğini düşünmememi söyledim, bana bazı yaptıklarımı göndermesini istedi. Sonra 36 saat içinde herşey yoluna girecekti bana geri döndü Dr Sunny'in yaptığı işi yaptı ve beni başarısızlığa uğrattı. Sevgilim Chris gözyaşları içinde geldi ve beni derin acılar içinde iyi bıraktığım için özür diledi. 3years, Bu yüzden beni hesaba girmesini sağladı ve herhangi birinin akrabalarından biri haline getirdiği herhangi bir nedenle beni terketmeyeceğini kanıtladı. Şimdi en mükemmel şey, bir dakika bile harcayamaması Beni görmeden ya da beni aramadan önce Dr Sunny'e yıllarca sahip olmadığım mutluluğu geri getirdiğinden dolayı minnettarım, Dr. Sunny'e e-postayla güvenilir bir adam olan drsunnydsolution1@gmail.com'a danışabilirsin yoksa onu arayabilir ya da whatsapp Onu bu numarayla ... + 2348077620669

    (1) Geriye dönmek istersen.
    (2) Her zaman kötü rüyalar görürseniz.
    (3) Ofisinizde terfi edilmek istiyorsunuz.
    (4) Kadınların / erkeklerin peşinizi koşmasını istiyorsunuz.
    (5) Bir çocuğu isterseniz.
    (6) [Zengin olmak istiyorsun.
    (7) Kocasını / eşini sonsuza dek senin olmak için bağlamak istiyorsun.
    (8) Mali desteğe ihtiyacınız varsa.
    (9) Boşanmayı durdurmak isterseniz.
    10) İnsanları cezaevinden çıkarmaya yardım edin.
    (11) Evlilik Büyüleri
    (12) Mucize Büyüleri
    (13) Güzellik Yazarları
    (14) KAZANACAK CHARM
    (15) Cazibe İmkanları
    (16) Evil Eye Spells.
    (17) Öpüşme Büyü
    (18) Hastalık Büyülerini Kaldır.
    (19) SEÇİM KAZANAN HIZLAR.
    (20) SINAV HACMİNDE BAŞARI.
    (21) Seni kimlerin sevecekleri cazibe.

    İLETİŞİM: drsunnydsolution1@gmail.com

    YanıtlaSil
  3. Hayatım boyunca, Dr.Agbazara'nın yaptığı gibi çok hızlı çalışan hiçbir şeyi görmedim. Ben New Jersey'den geliyorum ve ismim Dr.Agbazara ile temasa geçtikten sonra Nicole'um. Her madalyonun iki yüzü olduğunu söyleyerek inanmaya başladım. Sevgilim beni terk edince, bana bir daha gelmemek için yemin etti ama Tanrı'ya şükürler olsun ki Dr.Agbazara'nın yardımıyla sevgilim 48 saat içinde bana geri döndü ve ben de diğer insanlarla iletişim kurmak için kalbi kırmak istiyorum. Agbazara aşağıdaki e-posta yoluyla aşağıda detayları aracılığıyla ( agbazara@gmail.com ) veya Whatsapp üzerinden: (+2348104102662) o zaman Dr.Agbazara'nın harikalarını görebilirsiniz.

    YanıtlaSil
  4. Burada olduğum için çok gururlu ve mutluyum, çalışmalarınızı paylaşan DR Akhere. Artık eski kocamın dizlerime döndüğü ve kırmızı bir gülle geri döndüğü ve pişmanlık duyduğuna inandığım için inanamıyorum ve üzgünüm beni terk ettin ve geçen yıl boşandıktan sonra bana acı verdi. Ve tüm bu mucize, bana ve kocama attığı acil 24 saatlik bir büyü DR Akhere emrettikten sonra oldu. Efendim, bugün dünyanın en mutlu kadınıyım. DR. Akhere, gerçekten yaptın. Evet. Bugün benim ve ailem için bir mucize, sonsuzluk ve neşe. Şimdi çok mutluyum ve teşekkür ve minnettarlığımı ne kadar ifade edeceğimi bilmiyorum. onları yukarı. Ve tüm dünya için, şimdi acil yardıma ihtiyacınız varsa, size yardım etme garantili olduğu için onunla iletişime geçin. E-posta ile gönderin (Akheretemple@yahoo.com veya whatsapp +2348129175848 adresinden onunla iletişim kurun ...

    YanıtlaSil
  5. Hoy es el día más alegre de mi vida. El Dr. Amiso, el-lancador de amor, ntizo de amor mi omb omb rec rec rec rec rec rec rec rec rec rec Dr. Dr. Dr. Dr. Dr. Dr. Dr. Dr. Dr. Am Am ​​Am ​​Am ​​Am ​​Am ​​Am ​​Am ​​Am ​​Am ​​Am ​​Am ​​Am ​​Am ​​Am ​​Am ​​Am ​​Am ​​Am ​​Am ​​Am ​​Am ​​Am ​​Am ​​Am ​​Am ​​Am ​​Am ​​Am ​​Am ​​Am ​​Am ​​Am
    Amiso'nun oğulları, en sevilenleri, en sevilenleri, en çok beğenilenleri, en çok beğenilenleri, en çok sevilenleri yaşatan bir kişi. poderes poderosos desde los reinos físicos la felato de la fosto. müşteri ilişkileri danışmanı cuequier desafío que enfrente hoy. aquí está el kontakt on correo electrónico al Dr.Amiso en herbalisthome01@gmail.com
    Estos son oğul algunos de los casos que puede çözümleyici.
    * Hechizo de Amor Mágico para kodlayıcı el verdadero amor. El pecho ve Pecho Peneho.
    * Magic Spell Love para çok yaşadı.
    * Aşk Büyüler, Win-Back Ex sevgilisi. Y Uzun Yaşam,
    * Hechizo mágico de éxito y promosyonu. Quema de Grasa,
    * Amuleto de la Suerte - İŞ YILDIZI. Krema ve en çok kullanılanlar.
    * salas - GANCHO KORUYUCU. Asesino'ları koru.
    * Çalışılan maldición, libertad de causas generacionales.
    * limpieza espiritual. Libertad de Pesesa. Libertad del 'mal sueño'
    * magia de fertilidad: estar embarazada y a l a l a hi hi propio. herbalisthome01@gmail.com

    YanıtlaSil
  6. Hepinize merhaba,

    BITCOIN YATIRIM İÇİN

    W/A:::::+1(605) 340-8997
    e_mail:::[binaryinvestment272@gmail.com]

    Bitcoin yatırımlarında zengin olmanın sırrını anlatacağım. Zengin olmak ya da fakir olmak ve dövüşmeye devam etmek, bizim gibi meşru ve profesyonel tüccarlarla 72 saat içinde daha büyük para kazanmaya başlayın, Şimdi 200 $ 'lık minimum yatırımla açık yatırım paketi, 72 saat içinde 2000 $ alabilirsiniz
    >>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>
    >>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>
    200 $ yatırım yapın, 2.000 $ kazanın
    500 $ yatırım yapın, 5.000 $ kazanın
    700 $ yatırım yapın, 7.000 $ kazanın
    1.000 $ yatırım yapın, 10.000 $ kazanın
    2.000 $ yatırım yapın, 20.000 $ kazanın
    5.000 $ yatırım yapın, 50.000 $ kazanın
    7.000 $ yatırım yapın, 70.000 $ kazanın
    >>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>
    >>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>
    Finansal özgürlüğünüze ulaşmak için bu açık fırsatı kaçırmayın, şimdi yatırım yapmaya hazır olmayanlar erken emekli olmaya hazır değiller, tek bir gelir kaynağına güvenmeyin, bugün sizin için ticaret yapalım ve sen.
    W/A:::::+1(605) 340-8997
    e_mail:::[binaryinvestment272@gmail.com]

    YanıtlaSil
  7. Hepinize merhaba,

    BITCOIN YATIRIM İÇİN

    W/A:::::+1(605) 340-8997
    e_mail:::[binaryinvestment272@gmail.com]

    Bitcoin yatırımlarında zengin olmanın sırrını anlatacağım. Zengin olmak ya da fakir olmak ve dövüşmeye devam etmek, bizim gibi meşru ve profesyonel tüccarlarla 72 saat içinde daha büyük para kazanmaya başlayın, Şimdi 200 $ 'lık minimum yatırımla açık yatırım paketi, 72 saat içinde 2000 $ alabilirsiniz
    >>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>
    >>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>
    200 $ yatırım yapın, 2.000 $ kazanın
    500 $ yatırım yapın, 5.000 $ kazanın
    700 $ yatırım yapın, 7.000 $ kazanın
    1.000 $ yatırım yapın, 10.000 $ kazanın
    2.000 $ yatırım yapın, 20.000 $ kazanın
    5.000 $ yatırım yapın, 50.000 $ kazanın
    7.000 $ yatırım yapın, 70.000 $ kazanın
    >>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>
    >>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>
    Finansal özgürlüğünüze ulaşmak için bu açık fırsatı kaçırmayın, şimdi yatırım yapmaya hazır olmayanlar erken emekli olmaya hazır değiller, tek bir gelir kaynağına güvenmeyin, bugün sizin için ticaret yapalım ve sen.
    W/A:::::+1(605) 340-8997
    e_mail:::[binaryinvestment272@gmail.com]

    YanıtlaSil
  8. lütfen şiirlerin arapça isimlerini paylaşır mısınız?

    YanıtlaSil
  9. Mali yardıma ihtiyacınız var mı? Finansal bir krizle mi karşı karşıyasınız yoksa kendi işinizi kurmak için paraya mı ihtiyacınız var? Borçları kapatmak veya faturaları ödemek veya iyi bir iş kurmak için paraya mı ihtiyacınız var? Düşük bir kredi puanınız var ve yerel bankalardan ve diğer finans kuruluşlarından sermaye hizmeti almakta zorlanıyor musunuz? Bu, şirketimizden finansal hizmet alma şansınızdır. Bireylere aşağıdaki finansmanı sunuyoruz:
    * Ticari finansman
    * Kişisel finans
    * İş finansı
    * İnşaat finansmanı
    * İşletme finansmanı ve daha fazlası:% 1 faiz oranı; Bize Ulaşın
    e_mail: (financialserviceauthority400@gmail.com)

    Aşağıdakileri de elde edebilirsiniz
    Web siteleri ::: [https://dubaifinancialserviceauthority.websites.co.in/]
    https://dubaifinancialserviceauthority.blogspot.com/
    WhatsApp: +60112569 3785

    YanıtlaSil
  10. herkese merhaba

                           Bu bilgeliği oku, seninle paylaşmak üzereyim

    Ben Rizky Indah ve Endonezya'nın bir yerlisiyim, kredimi güvenilir bir borç verenden nasıl aldığımı size bildirmek için buradayım ONE BILLION RISING FUND


                                      ŞİRKET İLETİŞİM

    ŞİRKET ADI: ONE BILLION RISING FUND
    ŞİRKET GMAIL : onebillionrisingfund@gmail.com
    YER: San Francisco. Kaliforniya. BATI AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ
    TEL: +1 267 526 5352
    WHATSAPP: +1 267 526 5352

    Bu salgında yaşamak benim ve ailem için zorlaştı ve işim bu Covid 19 salgını tarafından mahvoldu ve Rahat yaşamak herkesin arzusu ve ben ailem için en iyisini istiyorum bu yüzden bankadan borç para vermeye karar verdim ve banka beni geri çevirdi ONE BILLION RISING FUND dan kredi alan arkadaşım bana kredi vereni tanıtıp bana finansal olarak yardımcı olabileceklerine dair güvence verene kadar birkaç kez aşağı indim onlara çok inanıyorum çünkü arkadaşım ONE BILLION RISING FUND yeni kredi aldı ve başvurdum ve beni birkaç gün süren süreçten geçirdiler ve en büyük sürprizim kredi tutarının hesabına yatırılmasında.
    ONE BILLION RISING FUND 'dan aldığım bu deneyim hayatımı güzelleştirdi ve artık bir seramik şirketim var.

    Krediye ihtiyacınız olduğunu biliyorsanız, finans şirketiyle iletişime geçmenizi tavsiye edeceğim ve size kredi konusunda yardımcı olabileceklerine kesinlikle inanıyorum.
    Lütfen çevrimiçi iletişim kurduğunuz kredi verenlere dikkat edin, çünkü çevrimiçi finansal borç verenlerin çoğu sahtedir ve hayatı sizin için daha zor hale getirecektir ve size yardım etmeye iyi niyetleri yoktur çünkü onlar geçimlerini sizden kazanmak isteyen dolandırıcılar dır.


    Kredi işlem süreçlerinde güvenilir, verimli ve profesyoneldirler, bu nedenle her kredi arayan kişiyi bu büyük kredi verme şirketine başvurmaya ve hikayenizi benimki gibi değiştirmeye teşvik ediyorum.
    kredinize gerçekten iş amaçlı ihtiyacınız varsa sizi daha fazla karşılayacaklar, bu yüzden bugün onlarla iletişime geçin ve benim gibi bir tanık olun
     
                  İLETİŞİM BİLGİLERİM

    BENİM ADIM :::::RIZKY INDAH
    GMAIL:::::::indahrizky490@gmail.com
    WHATSAPP:::+62-858-8161-8874

    İyi günler

    YanıtlaSil
  11. Mäi Numm ass Osum, ech sinn 55 Joer al.
    D'Liewen bir gleeft mir, d'Liewen huet mir vill Tricken gemaach, ech gleewen ve Voodoo oder Goss, och wann ech e puer Bicher doriwwer gelies hunn. E besonnesche Mann mam Numm Dr.Sango beweist mir datt de Voodoo/Zauber wierklech kıçını bir varolmak için kullanıyor. Ech hunn dräi Kanner ve e léiwe Mann. 12 gutt Méint war ech depriméiert well mäi Mann e Moien erwächt ass and d'Haus mat e puer Kleeder ouni Erklärung verlooss renk tonu, ech hunn op hie gewaart, datt deen Dag heem koum, awer n e n e e n e n e n e n e n e n e n e n e n e n e n e n e n e n e n e n e n e n e n e n e n e n e n e n e n e e puer En iyi ağlar ve ilişkiler, en iyi ve en iyi işlerle ilgileniyor. Bir den Çaba onu zorlamak için çaba harcar e kommen savaş e Feeler, hie behuelen sech wei wann hien nach ni bei mech war, awer ech weess et net. Ech hunn e puer Artikelen op engem Site gelies wei ech den Zeegnes vun enger Fra gesinn hunn, Dr.Sango gehollef huet ve Familljeproblemer, léisen ve huet kiralamak için daha fazla bilgi. Dr.Sango, daha fazla bilgi için bkz. Ech bezweifelen et, daha fazla karar ver et et ze maachen. Her şey dahil olmak üzere birçok şey var. Enchant of Enchant'ın tüm Merci dem Dr.Sango D'Witch'i ile kontaktéiert ze hunn, mäi Liewen leeft glat ve ech well datt d'Leit duerch mäill fier. Ech deelen dofir mäi Zeegnes. Ayrıca Dir Schwieregkeeten mam Liewen hutt, kontaktéiert den Dr.Sango op senger E-Mail'i de istemek
    Spelluzmanistcaster937@gmail.com

    YanıtlaSil
  12. Yardım almaya çalışan, ancak başarısız olan herkese meydan okuyorum. DR WALE, aşağıdaki sorunların çözümünde size yardımcı olabilir:
    *Sizi başkası için terk eden partnerinizi/eşinizi geri getirmek.
    *Eşinizin/eşinizin aldatmasını durdurun ve yalnızca size sadık kalın.
    *Hayallerinin erkeği/kadını senden kaçmaya devam ediyor
    *Sınavlarda ve iş görüşmelerinde başarı
    *Kovuldunuz ve ne olursa olsun patronunuzun geri dönmek istemesini istiyorsanız.
    * Piyango parasında veya çok ciddi mahkeme davalarında şans.
    * Parçalanmış aileleri yeniden birleştirin/bağlayın.
    *Acil Ölüm Büyüsü
    *HAFTA İÇERİSİNDE %100 GARANTİLİ

    DR WALE ON BÜYÜK BÜYÜ TEKLİFİ İLE İLETİŞİME GEÇİN:

    WhatsApp/ Viber : +2347054019402
    E-posta: drwalespellhome@gmail.com

    YanıtlaSil
  13. Dr. Ajayi, yardıma ihtiyacınız varsa koşabileceğiniz güçlü bir ruhani adamdır, yaşam problemlerinizi çözmenize yardımcı olabilecek mükemmel bir büyü ustasıdır. Onunla WhatsApp numarasından iletişime geçebilirsiniz: +2347084887094, boşanma nedeniyle 4 yıllık ayrılıktan sonra karımı geri almama yardım etti, şüphem vardı ve ben ve eşimin bir daha bir araya geleceğimize asla inanmadım ama Dr Ajayi Karımın benden bir daha asla ayrılmak istememesine neden olan bir aşk büyüsü yaptığında şüpheleri iyi sonuçlarla giderebildi. Ajayi ayrıca her türlü hastalık için şifalı otlar hazırlar, Erkeklerde iktidarsızlığı tedavi etmek için otlar, Fibroid eritmek için otlar, Hamile kalmak için otlar, böbrek hastalığı için otlar, Diyabet için şifa, penis büyütme otu ve her türlü sağlık sorunu Dr Ajayi'nin sahip olduğu onlar için otlar.

    YanıtlaSil
  14. Gerçekten de Dr.olokun gerçekten online en iyi aşk büyüsü tekeri  sadece onun büyüsünden yararlandım beni terk eden sevgilim onunla iletişime geçtikten sonra bana geri döndü ve o zamandan beri sevgilim olağandışı bir şekilde ilgileniyor ve bu bütünle ilgili en güzel haber mesele şu ki, birkaç ay sonra evleniyoruz. Bütün bunlar Dr.olokun'un bana yaptığı yardımlar sayesinde mümkün oldu. Tüm dünyanın da onun güçlerinden faydalanmasını istiyorum, bu yüzden ona ulaşmanız ve ilişkinizde sizi yiyip bitiren bu sorunu 24 saat içinde çözmeniz için doğrudan iletişim bilgilerini vereceğim. Dr.olokun, iletişim bilgileri: E-posta: drolokuntemple@gmail.com veya WhatsApp Numarası: +2349161927213

    YanıtlaSil
  15. En az 10.000,00 $ ile maksimum 100+.000.000.00 $ arasında değişen krediler sağlamak için buradayız, yani Dolar olarak başvurmak istediğinizde Endonezya'dan iseniz Rp.100 juta kredisine başvurmakta özgürsünüz. Minimum olarak maksimum 25 milyar Rp. Bu nedenle, Malezya'dan iseniz, minimum Rm30k ve maksimum Rm850k tutarında bir krediye başvurmakta özgürsünüz. Yukarıda belirtilmeyen diğer para birimlerinde de başvurabilirsiniz. krediyi sağlamak için burada tüm finansal harcamalarınızı çok daha düşük bir oranda karşılamanız gerekiyor çünkü bunu yıllardır yapıyoruz ve hem borç veren hem de borç alan için başarılı ve faydalı oldu bu yüzden her yerde tanıklıklarımız var<<< <>>>> En son tanıklık Rm2.3juta toplamı ile Malezya'dan Farouk ve ayrıca Rp.570juta toplamı ile Endonezya'dan Indra oldu, bu yüzden lütfen bu müşteri dostu işlemde dışarıda kalmayın<<<<< >>>>>>>

    İletişim Bilgileri aşağıdadır

    Firma Adı:İSKANDAR LESTARI KREDİ ŞİRKETİ
    e_mail::>[iskandalestari.kreditpersatuan@gmail.com]
    WhatsApp::[+6282274045059]

    YanıtlaSil